Bültenlere Dön

 

 

 

ESKİ ESERLER KANUNU VE KOLEKSİYONCULUK

 

 

Tahir ŞAHİN

 

1) Kanuna genel bir bakış:

 

1973 yılında yürürlüğe giren 1710 Sayılı Kanun ESKİ ESER konusunu çok kapsamlı şekilde ele almıştır. Kanunun 1. maddesinde eski eser tarif edilmiş, tahdidi olmaksızın nelerin eski eser olduğu kaydedilmiş ve bunlar bazı gruplara ayrılmıştır.

 

Kanunda ESKİ ESER (tarihten önceki devirlerle, TARİHİ DEVİRLER’e ait olup BİLİM, KÜLTÜR, DİN veya GÜZEL SAN’ATLARLA İLGİLİ... bütün mal ve belgeler) şeklinde tarif edilmiştir.

 

Kanun ESKİ’lik için açık bir kriter, ölçü belirtmemiştir. Gerçi kanunda ESKİ’lik için “tarih öncesi ve tarihi devirlere ait” diye bir ölçü ifade edilmiştir. Fakat bu ölçü tereddütler ve hatta karışıklıklar yaratabilecek mahiyettedir. Şöyle ki:

 

Tarihten önceki devir (ki yazını başlamasından evvele aittir: M.Ö. 4000) ESKİLİK için kesin bir ölçüdür. Fakat (tarihi devirler) ölçüsü, bir tahdit belirtilmezse, her anı yani (şimdi) yi bile kavrar. Başka bir deyimle bilim, kültür vs. ile ilgili ESER doğduğu anda ES­Kİ ESER tarifine girmiş olur.

 

Bilindiği gibi dört tarih devri vardır:

 

İlk Çağ : Yazının İcadı (MÖ 4000-MS 476)–Romanın bölünmesi

Orta Çağ : MS 476-MS 1453 (İstanbul’un fethi)

Yeni Çağ : MS 1453-1789 (Fransız İhtilali)

Yakın Çağ : 1789 dan zamanımıza kadar.

 

Bütün bu çağlara ait eserleri ESKİ ESER şeklinde tarif eden Kanun mahiyetini ve maksadını aşmış durumdadır. Bu itibarla, zaman ölçüsü yönünden ESKİLİK’i açıkça belirten bir değişikliğe mutlak ihtiyaç vardır. Bu ölçü nasıl belirlenebilir?

 

Yakın cağ eserleri ESKİ ESER sayılmayabilir. Yüzyıl ölçüsü yahut konu üzerinde otorite olan kişi veya müesseselerin önereceği bir mebde kabul olunabilir.

 

Böyle bir tahdit ve tayin yapılmadıkça kanunun maksadı aşılmış olur ve kişiler haksız cezaların tehdidinde bırakılır. ESKİ’lik için ölçü, bir ilmî yoruma dayanılarak yönetmeliklerle de konabilir.

 

Bir noktaya daha değinmek zorunluluğu vardır. Bu da ESKİ ESER’leri tadat ederken çok geniş tutulduğu; hemen hemen her şeyi eski eser saymak gibi bir yola gidildiğidir.

 

 

2) Anayasamız ve Uluslararası kurallar karşısında ESKİ ESERLER KANUNU:

 

A. Anayasamızın TEMEL HAKLAR bölümünde mülkiyet hakkına özel bir önem verilmiştir. Anayasanın 36. maddesinde yer alan mülkiyet hakkına ancak Kamu yararı için, 38. maddede KAMULAŞTIRMA şeklinde bir sınır kabul edilmiştir. Adı gecen madde ise yalnız taşınmaz yani gayrimenkul mallar için tahdit kabul etmiştir. Menkul mallar için ise 38. maddede bir sınırlama getirilmemiştir. Yani menkul malları kamulaştırmak kabil değildir. Menkul mal eski eser olsa dahi kamulaştırma yani Devlete zorunlu olarak verme Anayasamızda öngörülmemiştir.

 

1710 Sayılı Kanunun 4 ve 20. maddelerinde öngörülen, menkul eski eserleri müzelere yani Devlete verme zorunluluğuna dair hususlar Anayasamıza aykırıdır.

 

B. Anayasamızın 65. maddesine göre Uluslararası Anlaşmalar Kanun hükmündedir. Bundan 30 yıl kadar önce kabul ve yürürlüğe konan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27/b maddesinde (herkesin sahibi bulunduğu her türlü ilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan manevi ve maddi menfaatlerinin korunmasını isteme hakkı vardır) denilmektedir. Bu hüküm, kişilerin sahibi olduğu eserlere, Devletin, 1710 sayılı kanunun 4 ve 20. maddelerine dayanarak el koyabilmesini önler niteliktedir.

 

C. Türkiye’nin de üyesi olduğu UNESCO kuruluşunun mevzuat ve teamülleri de 1710 Sayılı Kanunun, kültür eserlerini Devlet tekeline alan ve bu eserlere sahip olmağı cezalandıran hükümleriyle çelişki halindedir.

 

D. Kültür bakımından yakınlık içinde olduğumuz batı âlemine dahil hiç bir memleket mevzuatında bizim kanunumuzdaki hükümlere benzer kurallara ve tahditlere rastlamak kabil değildir.

 

 

3) Eski Eserler Kanunu ve Koleksiyonculuk:

 

Kanunun 21. maddesinin üçüncü fıkrasıyla (özel kişiler, yönetmeliğine göre, her türlü eşyadan müteşekkil koleksiyonlar meydana getirebilirler) şeklinde ilk nazarda serbesti ifade eden bir ilke getirilmiştir. Müteakip fıkrada ise koleksiyonculuğun tescile tâbi tutulması yolunda bir tahdit yer almaktadır.

 

Maddede öngörülen Yönetmelik 10.7.1973 günlü Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Yönetmelik 22.2.1975’te de bir değişiklik görmüştür.

 

Koleksiyonculuk hakkında Yönetmelik, Kanunun mana ve maksadını aşan ve bu amatör uğraşıyı işkence haline getiren bazı kayıtlar koymuştur. Bunların başlıcalarını zikretmek kâfi derecede fikir verecektir:

 

A. Koleksiyona girecek eserler, Müze Müdürlüğünce tasdikli iki nüsha Envanter Defterine, müze uzmanlarının gözetimi altında yazılacaktır (Md. 10),

B. Koleksiyona giren parçaların birer birer fotoğrafları çekilecektir (Md. 10),

C. Fotoğraflar iki nüsha olacak, biri ilgilide diğeri müzede muhafaza edilecektir (Md. 10),

D. Koleksiyona sonradan ilâve edilecek her eser için, en geç bir ay içinde müzeye haber verilip yukarıdaki resim ve tescil işlemleri tamamlanacak (Md. 10),

E. Koleksiyona dahil eser bir başka koleksiyonere verilmek istenirse, müzeye haber verilip aynı işlemler tekrarlanacak (Md. 12),

F. Koleksiyona dahil eski eserler Müzelerden başka hiç bir yere satılamaz, hibe edilemez, emaneten verilemez (Değişik Md. 12),

G. Koleksiyoncular, eserlerini, izin almadan sergileyemezler (Md. 4),

H. Müzelere satılan koleksiyon ve eserler için kıymet takdiri müze ve üst kuruluşlarınca yapılır; konan kıymete İTİRAZ HAKKI yoktur (Md. 8),

Hemen işaret edelim ki kıymete itiraz edememe kanunlara ve hatta Anayasaya (Md. 114) açıkça aykırıdır.

I. Yukarki tahditlere uymayan koleksiyoncular üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası tehdidi altındadırlar (Kanun Md- 49, 50),

 

Yalnız film çekme ve envantere kayıt işlerinin ne derece dertli bir iş olacağına iki misal vermek isteriz:

 

Bir eski kitap koleksiyoncusu her kitabın (yaprak yaprak) filmini çektirecek, bu ne kadar masraflı bir işlemdir.

 

Cüzi bir para ile alınan bir bakır para için değerinin belki elli katı (film parası verilecek. Bunun da külfeti meydanda.

 

Koleksiyonculukta mutat ve zevkli olan şey, noksan ve fazlaların teati edilebilmesidir. Konan ağır tahdit ve işlemlerle bütün dünyada cari bu yol da adeta yasaklanmıştır.

 

 

4) Koleksiyonculuğun eski eserleri bulma ve ihya etmede rolü:

 

Koleksiyonculuk, eski eserleri adeta keşfeden, çoğu defa karanlık ve tozlu yerlerden çıkarıp temizleyen ve bunları tasnif ve muhafaza eden amatör bir uğraşıdır. Bu çalışmalardan, bütün dünyada, eski eserleri temin etmede en fazla müzeler yararlanır. Bu bakımdan, koleksiyonculuğun akıl almaz engellerle karşılaşmaması, eksine teşvik ve ilgi görmesi lâzımdır.

 

Batı âlemi müzelerinin zenginliği amatör koleksiyoncular ve hatta ticari mahiyette galeri ve benzerlerinin eser bulmaları ile gerçekleşmiştir.

 

Binler ve on binlerce amatör araştırıcının sıkıcı sınırlamalara tabi tutulması sonucu daha az eser bulunabilir. Koleksiyoncu adedi ne kadar artarsa o nispette daha fazla eser bulunduğu gibi bunlar yurdumuzda kalır.

 

Amatör uğraşı kısıtlandığı nispette profesyonel çalışmalar ve kaçakçılık olayları artar.

 

Katı mevzuat tahditleri eski esere karşı ilgiyi, muhafaza ve sevme duygusunu yok eder. Kazara sahip ve zilyet olanlar kaçınma ve korkma duyguları ile bunları tahrip dahi etmektedirler. Bu korku sonucu pek çok kıymetli sikke ve bazı metal eserlerin potaya girdiği, eritildiği ileri sürülmektedir.

 

Söylendiğine göre 1710 sayılı kanun ve yönetmeliklerin yürürlüğe girmesinden sonra müzelere eski eser geliş temposu düşmüştür.

 

 

ÖNERİLERİMİZ

  1. ESKİ ESER tarifinde zaman kriterinin (eskilik) açıkça belirlenmesi gereklidir. Bunun için kanunda değişiklik yapılması yahut ilmi bir yorum sonunda yönetmelik düzenlenmesi kabildir.

  2. ESKİ ESER’leri sayan ve hemen hemen her şeyi Kanun kapsamına alan bölümün gözden geçirilmesi zorunlu hale gelmiştir.

  3. KOLLEKSİYONCULUK SERBEST OLMALIDIR.

 

Bu Kanun değişikliği ile kökten yahut yönetmelik değişikliğiyle, yalnız tescil şartı muhafaza olunarak, sağlanabilir.

 

 

 

 

 

Başa Dön