Bültenlere Dön

 

 

 

KIRIM HANLARI PARALARININ NİTELİKLERİ

VE IŞIK TUTTUKLARI BAZI TARİHİ GERÇEKLER [1]

 

 

Nurettin AĞAT

 

Tarih için güvenilir önemli bir kaynak olan eski madeni paralar (sikkeler), geçmiş çağların büyük veya küçük bütün anıtları gibi kendi çağlarına ilişkin tarihsel birer belge olduklarından en başta tarihsel bilgiler edinilmeye yararlar. İşte bu yüzdendir ki, eski paralar bilimi, tarih araştırmaları için yardımcı bir bilim kolu olmuş ve tarihsel bilimler grubunda filoloji, arkeoloji, epigrafi, paleografi v.s. gibi bir yer tutmuştur. Gerçekten de, eski paraların incelenmesiyle, gelip geçmiş birçok devlet veya ulusların sosyal ve ekonomik durumlarına, kültür ve sanat düzeylerine ilişkin sağlam bilgiler elde etmek mümkün olmakta ve özellikle hanedan ve rejim değişikliklerini, hükümdarların ad ve unvanlarını, egemenlik süreleriyle bağımsız veya bağımlı olduklarını ve egemenlik alanlarını en doğru olarak saptamaya yaramaktadırlar. Bunlardan başka eski paralar, aşağıda görüleceği üzere, tarihçilerin duraksamaya veya anlaşmazlığa düştükleri sorunları kesin bir sonuca bağlamak veya tarihlere geçmiş yanlışlıkları düzeltmek konusunda da söz götürmez kesinlikte birer tanık ve dayanak olmaktadırlar.

 

 

I

KIRIM HANLARI PARALARININ NİTELİKLERİ

 

Kırım hanlığında bağımsız hanlar çağında (1392-1475) Altınordu ve bağımlı hanlar çağında (1478-1772) Osmanlı yöntemine göre para basılmış olduğundan Kırım hanları paraları, tip, ölçü ve değer bakımından bu iki devlet paralarının az çok benzerleridirler. Yalnız Kırım’ın bağımsız tanındığı kısa devrede (1777-1782) son han Şahin Giray’ın Bahçesaray ve Kefe darphanelerinde basılmış olan paralan arasında ayrı bir özellik taşıyan paralar da vardır.

 

Bağımsız Kırım hanlarının Önceleri Altınordu örneklerine göre para bastırtmış olmaları, yalnız Kırım hanlarının da Altınordu hanları gibi Cengiz soyundan inmelerinden veya Kırım hanlığının da Altınordu'nun devamı olmasından değildi. Bu tip paraların Doğu Kıpçak ve Türkistan illerinde olduğu gibi Kırımda da tanınmış, yerleşmiş ve ticari münasebetlerde gereken güveni kazanmış bulunmalarından ileri gelmişti. Fakat Kırım hanlığı Osmanlı İmparatorluğu ile birleşince durum değişmişti. Saray (İdil) hanlarının idarelerindeki bölgelerle Kırım’ın, siyasî yönden olduğu kadar iktisadî ve ticari yönlerden de temas ve münasebetleri bozulmuş, gidip gelmeler kesilmişti. Buna karşılık, Osmanlı akçasının tedavül sahaları olan İstanbul ve Anadolu ile ticarî münasebetler kurma yolu acıtmıştı.

 

Altınordu para sistemi:

 

1266 da Altınordu hanı olan Mengü Timur, iktidara geçer geçmez bağımsızlığını ilân ederek ilkönce 665 H (1266)’da Kırım’da kendi adına para bastırmıştı. Önceleri, Altınordu paraları da gerek boy ve ağırlık, gerek biçim ve yazı bakımından çağdaşları veya daha önceki Müslüman-Türk hükümdarları paralarının benzerleri idi. Paralar, gümüş ve bakırdan basılıyor, gümüşler, 3, 2, 1, 1/2, 1/3 ve 1/4 dirhem (9,60-6,40-3,20-1,60-1,05 ve 0,80 gr.) ağırlığında kesiliyordu. Altınordu'da 4 kırat (0,80 gr. ağırlığında temiz gümüşten kesilen paralara danki (tengi) deniliyor ve Altınordu para sisteminde vahid-i kıyasi (ünite) teşkil ediyordu. Altınordu'da İslâmi tip paralarda değişiklikler yapılmış. XV. yüzyılda tevhid, âyet, dua ve sena gibi dinsel nitelikteki yazılar kaldırılmış, tipler, daha ziyade millî bir nitelik almıştı. Toktamış Han’dan (1379-1397) sonra Altınordu paralarının yüzüne “Essultan’al Âdil” veya “Essultan’al âzam” gibi bir unvan ile hanın adı ve tersine hanın damgasıyla basıldığı tarih ve yer adı yazılması gelenek olmuştu. Dankilerin küsurları olmak üzere pul denilen bakır paralar kesiliyordu. Menğu Timur zamanında 16 pul 1 danki itibar edilmişti. Altınordu hanlığının bugüne değin altın parası görülmediği gibi basıldığına dair bir kayda da rastlanmamıştır.

 

Osmanlı para sistemi:

 

İsmail Galip Bey’in “Takvim-i Meskukâtı Osmaniye” adlı eserinde de belirttiği gibi Osmanlılarda ilk defa 1 dirhem 13,3/4 kırat (5,95 gr.), 11,1/2 k. (2,30 gr.) ve 5,3/4 k. (1,15 gr.) ağırlığında olmak üzere üç tip gümüş para basımına Orhan Gazi (1326-1359) zamanında başlanmıştı. Bunların çoğunda tarih ve basıldığı yer adı yoktu.

 

Ancak Orhan bin Osman adına Bursa’da basılmış bir akçesinin 1327 tarihini taşımasından, Orhan Bey’in bu tarihle, bir nevi bağımsızlık alâmeti olan parayı, kendi adına bastırmaya başlamış olduğu anlaşılıyor. Bilindiği gibi, daha önceleri Osmanlı Beyliği de diğer Anadolu beylikleri gibi Moğol İlhanlılara bağımlı ve yıllık vergi ödemekle yükümlü idi.

 

Madeni paralar icadından beri daima dirhem esasına göre kesilir ve en çok kullanılan ağırlıklar 1/2, 1, 2 ve 4 dirhem olmakla beraber, dirhemin beşte, onda hatta yirmide biri küçüklüğünde kesilenleri de olurdu. İslâm dünyasında altınlara dinar ve gümüş paralara dirhem denilir ve taşıdıkları kıymetli madenin değerine göre bir değerle alış verişte kullanılırdı. Orhan Gazi’nin 90 ayar temiz gümüşten kesilen 1,15 gr. ağırlığındaki en küçük akçası, yeni devletin gelir ve giderlerinin hesabında bir para vahidi (ünite) kabul edilmiş ve buna “Osmanlı Akçesi” denilmişti. Türklerde ve bu arada 1250 yılından beri Selçuklu devletinde de gümüş paralara akça deniliyordu. Şu farkla ki, Selçuklular, dirhem ağırlığındaki gümüşlere akça dedikleri halde, Osmanlılar miskal'in dörtte biri ağırlığındaki gümüş paralara akçe demişler, çift akçe ve beşlik akçe olarak ta 2,30 ve 5,95 gr. ağırlığında gümüşler kesmişlerdi.

 

Bazı tarihçilerimiz, miskal’in dörtte biri ağırlığında kesilmiş olan ilk Osmanlı akçalarının ağırlık bakımından Selçuklu ve diğer İslâm devletleri paraları ile münasebeti bulunmadığını, bunun Osmanlılara mahsus, yani onlar tarafından icat edilmiş bir usul olduğunu ileri sürelerse de bu gibi sözlerin gerçeğe uyar yönü yoktur. Gerçek olanı, bu ağırlıkta da kesilmiş bir çok paraların bulunduğu ve özellikte Osmanlıların da bağımlı oldukları İlhanlıların mıskalın dörtte biri ağırlığında (5,1/2 ve 6 kırat) basılmış paraları olduğudur.

 

Orhan Gazi devrinde vahidi kıyasi olarak nizamlanan Osmanlı akçesi yüzyıllarca Osmanlılarda bir ünite sayılmışsa da, ilk zamanlardaki ağırlık ve temizliği muhafaza edilemediğinden, değeri sabit bir ünite olamamış, devir devir değeri değişerek kıymetten düşmüş, nihayet yerine yabancı para sistemi olan kuruş geçmiştir.

 

Osmanlı akçalarının ve sonra bunların yerine geçen kuruşların sabit bir değer taşıyamamaları, devamlı olarak değer ve itibarlarını kaybetmeleri, ihdasından kısa zaman sonra ısrarlı bir suretle ayarlarının bozulması, yani gümüş miktarının azaltılarak bakır ve kalay miktarının çoğaltılması yüzündendi. Gerçekten de, Orhan Gazi’nin 90 ayar temiz gümüşten kesilmiş 1,15 gr. ağırlığındaki Osmanlı akçasının Fatih (1451-1481) ve Bayezid II (1481-1512) devirlerinde ayarı 80’den aşağı indirilmiş, ağırlığı 0,75 ve Kanuni (1520-1566) devrinde, 0,64, Murad III (1574-159) devrinde 0,40 ve Mehmed III (1595-1603) devrinde 0,30 santigram olmuş ve 67-70 ayar gümüşten kesilmişlerdi.

 

Osmanlı akçaları ayarları bozulduğu ve ağırlıkları azaldığı nispette değerden düşüyor, temiz gümüşten kesilmiş yabancı gümüşlere rağbet artıyordu. Çünkü o çağlarda halk itibari değer tanımıyor, malının gerçek değerinde sikke veya külçe gümüş veya altın almadıkça satış yapmıyordu. Nihayet Murad IV (1623-1640) devrinde Osmanlı akçasının büsbütün değerden düştüğü görüldüğünden, aşağı yukarı Orhan Gazi akçaları ağırlığında (1,15 gr.) para adı verilen ve 4 akça kıymet konulan yeni bir para çıkarılmışsa da ayar ve ağırlığı bir ayarda tutulamadığından gereken ve umulan rağbet ve itibarı kazanamamıştı.

 

Selim I (1512-1520) devrinde 35-40 akça olan 19-20 gr. ağırlığındaki yabancı Groş’ları Murad IV (1623-1640) devrinde 152 akçaya yükselmişti. Halkın Osmanlı akçasına itimadı kalmadığından esnaf mal vermek istemiyor, akçalar maden parçaları gibi tartılıp içindeki gümüş değerine göre alınıp veriliyordu. İtibarı değeriyle tedavül etmesi için devletçe yapılan zorlamalar, kanlı ayaklanmalara sebep olmaktaydı. Osmanlı akçası bu devirde geçer akça olmaktan çıktığından arlık Osmanlı para sisteminde bir değişiklik yapmak, iç ve dış ticarî muamele ve münasebetlere esas olacak yeni bir tip para çıkarmak zarureti hâsıl olmuştu. Bu yüzden ilk defa II. Süleyman (1678-1691) zamanında halkın rağbetini kazanmış bulunan yabancı devlet Groslarına benzetilerek 88 ayar gümüşten 6 dirhem (19,20 gr.) ağırlığında ve 40 mm. çapında Osmanlı kuruşları basılmaya başlanmıştı. Bu devirde düzenlenen fiyat cetvelinde yeni Osmanlı kuruşlarına 40 para (160 akça) kıymet konulmuştu. Ayrıca kuruşun parçalarından olmak üzere yirmilik, onluk ve beşlik adlarıyla 20 para, 10 para ve 5 para kıymetlerinde ufaklık gümüşler de basılmışlardı. Fakat bu ıslahat ta bir süre sonra eskisi gibi, hazinenin para sıkıntısına güya tedbir olarak gene ayarların bozulması ve gümüş miktarının azaltılması yolu tutulduğundan, uzun ömürlü olamamıştı.

 

Ahmed III (1703-1730) devrinde Osmanlı paralarına yeniden bir çeki düzen vermek zarureti hâsıl olmuş, bu defa da Zolta adıyla -Polonyalıların rağbette olan Zlotilerine benzetilerek- yeni tip bir para daha çıkarılmıştı. Zoltalara (6 dirhem 2 k.=19,60 gr.) 30 para, yarım zoltalara 15 para kıymet konulmuş ve bu sırada paranın kıymeti 4 akçadan 3 akçaya indirilmişti. Bu yeni Zoltaların 60 ayar gümüşten bastırılmaları da kararlaşmıştı. Bu devirde paralar 0,35-0,40 ve akçalar 0,15 santigram ağırlığında kesiliyorlardı.

 

Bu devirdeki (1725) rayice göre, Osmanlı kuruşu 40 para (120 akça), Zolta 30 para (90 akça) ve parçaları da buna göre birer kıymet taşıyorlardı. Tedavülde bulunan yabancı devlet gümüşlerinden arslanlı Groşlar (27,20 gr.) 144 ve Kara Groşlar (28 gr.) 181 akça itibar edilmişti.

 

Mustafa III (1757-1774) devrinde gene para sıkıntısı baş göstermiş, güya tedbir olarak, gümüş ayarı biraz daha bozulmakla beraber ağırlıklarından da dörtte bir nispetinde indirme yapılması kararlaştırılarak tatbik edilmişti. Bu devirde her nevi gümüş para 45-50 ayar gümüşten, yani yarı yarıya bakır ve kalaydan kesilmişlerdi.

 

Abdülhamid I (1774-1789) devrinde mali durumun bozukluğu yüzünden yeni tedbirler almak zarureti hâsıl olmuş, karar, geleneksel tedbir haline gelen gümüş miktarının azaltılması olmuştu. Bu devirde bir yenilik olarak 40 belki de daha aşağı ayar gümüşten çift kuruş adıyla yeni bir para daha çıkarılmıştı. Çift Kuruluşlara 80 para=240 akça itibari kıymet konulmuştu. 29,45 gr. ağırlığında ve 45 mm. çapında basılan bu Abdülhamid çift kuruşları ile bunun zamanında basılmış olan bütün gümüşler, yarıdan fazla bakır ve kalay karışığı olduklarından bu devirde Osmanlı kuruş, zolta, para ve akçalarının kıymetleri çok düşmüş, yabancı Groşları 300-350 akçaya yükselmişti.

 

Mağşuş akçe, züyüf akçe, kalp akçe, kırık akçe, çürük akçe, meyhaneci, simitçi akçesi, kuşgözü, Morali akçesi gibi adlarla Osmanlı tarihine geçen Osmanlı akçasının, ayaklanmalara, hükümet (kabine) değişmelerine ve birçok ileri gelen kişilerin öldürülmelerine sebep olduğu halde, yüzyıllarca düzeltilmesi yoluna gidilmeyip büsbütün değerden düşünceye kadar tutulan yanlış yolda ısrar edilmesi, yalnız elde yeter kadar gümüş bulunmamasından değil, fakat Osmanlı devlet adamlarının da bu tutumun, hazineye yararlı olduğu kanısında bulunmalarındandı. Oysa ki, görünürde faydalı gibi görünen bu tutum, en çok devletten gündelik, aylık ve yıllık alanlar ile en büyük alıcı durumunda olan hazine zararına olmuş, bakır ve kalay karışığı para basmakla piyasadaki gümüş ve altının gerçek değeri değişmemiş, buna göre her maddenin fiyatı artmıştı. Gerçi, ara sıra makûl tedbir ve düşünceler ileri sürenler de çıkmışsa da bu gibi muamelelerden faydalananların tesirleriyle dinleyen olmamıştı.

 

Tarihçi Vasıf’ın “mağşuş sikke kesilmesinden memalik’i mahrusaca menfaat ve ecnebilerce mazarrat husule geldi” yolundaki savunmasını ele alan Tarihçi Cevdet Paşa, bu boş ve gülünç fikir ve savunmayı etraflıca red ve cerh ettikten sonra “ancak sikke tashih olunduğu takdirde darphane muamelelerine bazı mertebe müzayaka âriz olma zannına ve belki mağşuş sikke muamelâtından müstefid olan bazı kimselerin menfaatları  mahvolmak mülâhazasına binaen ...darphane memurları imâl’desaisle memalik’i mahrusada bakırla karışık sikke darp olunmak gibi bir yanlış yola girmeye sebep olmuşlardır” demektedir.

 

Anlaşıldığına göre, her ikisi de sabit bir değer taşımamakla beraber, ilk önce akçe, 1678 den sonra da kuruş ünite olmuş, bunun birincisine millî ve ikincisine yabancı sikkeleri esas olmuştu.

 

Osmanlılarda altın para, ilkönce Fatih Sultan Mehmed Han (1451-1481) zamanında İstanbul’da (Konstantiniyye) bastırılmıştı. En eski Osmanlı altını 883 (1478) tarihini taşımakta ve Venedik Duka altınları örneğinde kesilmiş bulunmaktadır. İlk Osmanlı altınları, Venedik altınları 23 1/2 ayar altından 18-20 mm. çapında ve dirhem 1 kırat 1 habbe (3,50 gr.) ağırlığında kesilmişlerdi. Bu sistem Mustafa II devrine (1695-1703) kadar sürmüş, ayar ve ağırlıklarında bir değişiklik yapılmamıştı.

 

Mustafa II devrinde Şerifi ve Eşrefi altın adlarıyla 3,35 gr. ve çifte Eşrefi adiyle 6,50 gr. ağırlıklarında altınlar basılmaya başlanmıştı. Bunların çapları 28-30 mm. idi ve çift Eşrefi o zamana kadar basılmış olan Osmanlı altınların en büyüğü idi. Daha sonra Ahmed III (1707-1730) devrinde Beşlik Eşrefi adı ile 15,80 ve 17 gr. ağırlığında ve 39-42 mm. çapında büyük boy altınlar basılmıştı. Bundan sonra Mahmud I (1730-1754) zamanında Cedid İstanbul adiyle 16,80 gr. ağırlığında ve 48 mm. çapında, ağırlıkça değilse de boyca daha büyük altınlar basılmıştı. Mahmud I zamanında 10,40 ağırlığında bastırılan altınlara Üçlük, Mustafa III (1757-1774) ve Abdülhamid I (1774-1789) devirlerinde 3,50 ve 3,75 gr. ağırlıklarında Birlik, 5 gr. ağırlığında Birbuçukluk, 6,75 gr. ağırlığında İkilik (çifte), 8,60 gr. İkibuçukluk ve 9,60-10,20 gr. ağırlıklarında Üçlük Fındık, Zeri Mahbub ve Aynalı adlarıyla Osmanlı altınları kesilmiştir.

 

Selim I ve Süleyman I (1512-1566) zamanlarında 60 akça, yani 13 dirhem (41,60 gr.) gümüş değerinde olan 3,50 gr. ağırlığındaki Osmanlı altınları Selim II (1566-1574) devrinde 66, Murad III (1574-1595) çevrinde 120, Murad IV (1623-1640) devrinde 250, Süleyman II (1678-1691) devrinde 360, Ahmed III (1703-1730) devrinde 400, Mustafa III (1757-1774) devrinde 480 ve nihayet Abdülhamid I (1774-1789) devrinde 720 akçaya yükselmiş, başka, bir deyimle Osmanlı akçesinin, altına nispetle değeri, 270 yıl içinde 12 misli düşmüştü. Fakat bu süre içinde Osmanlı İmparatorluğunda tedavülde bulunan yabancı devletlerin temiz gümüşten kesilmiş 19-20 gr. ağırlığındaki Grosları 35-40 akçadan 300-350 akçaya yükselmek suretiyle, altına nispetle gerçek değerlerini muhafaza etmişlerdi.

 

Osmanlılarda bakır para, ilk önce mangır adıyla Murad I (1359-1389) zamanında basılmaya başlamıştı. Fatih devrine kadar mangırların 8, 12, 16 hatta 24 adedinin 1 akçe değerinde olduğuna dair söylentiler vardır. Fakat kesin olarak bilinen Fatih devrinde 3 mangıra 1 akçe değer konulduğudur.

 

Süleyman II (1678-1691) devrinde 1 okka=1,282 gr. bakırdan 800 mangır kesilmesi kanun olmuş ve 2 mangır 7 akçe itibar edilmişti.

 

Mustafa II’ye kadar kesilen mangırlar 12-24 mm. çapında ve 1-1,50 gr. ağırlığında iken Mustafa II (1695-1703) zamanında 36-38 çapında ve 5 dirhem 12 kırat (18,40 gr.) ağırlığında büyük boy bakır ve bronz mangırlar kesilmiş ve bunlar tedavülde bulunan küçük mangırların 12 misli büyük olduğundan 12 mangır itibariyle 6 akça kıymet konulmuştur. Bir süre sonra 1 mangır 1 akçe itibar edildiğinden sözü gecen Mustafa II’nin ve daha sonra Abdülhamid I’in (1774-1789) 35-46 mm. çapında büyük bakırlarına 12 mangır=12 akçe kıymet konulmuştu.

 

Osmanlı akçeleri başlangıçta Selçuklu ve İlhanlı paralarının benzerleri idi. Bunların bir yüzünde tevhid kelimesi ve dört halife adları veya al’milk’i lillah, hallede milkehu gibi bir yazı bulunurdu. Fatih devrinden sonra bu usul terkedilmişti.

 

Altınordu’da olduğu gibi, İlhanlılarda da paralarda yalnız hanın adı, Selçuklularda ise, sultan ile birlikte babasının adları yazılması gelenekti. Orhan Bey baba adı olan ve olmayan paralar bastırmıştı. Fakat ondan sonra bütün Osmanlı paralarına (altın, gümüş ve bakır) baba adı da yazılmak gelenek olmuştu, Orhan Bey’in paralarında unvan yoktu, ilk defa Mehmed bin Bayezid Han, Sultan ve han gibi unvanları paralarına yazdırtmıştı. Fatih devrinde paralara Sultan’al berrin ve hakan’al bahreyn gibi unvanlarla Selim I ve oğlu Kanuni Süleyman ile torunu Selim II zamanlarında Şah unvanları yazdırılmıştı.

 

Osmanlılar, gümüş paralarının ayarlarını, yukarıda görüldüğü gibi, devamlı olarak bozmuşlardı. Fakat buna karşılık, gerek yazı ve nakış ve gerek baskı sanatı bakımından yüksek vasıflarda para basımına itina etmişlerdi. Her devirde, her padişah değişiminde birbirinden güzel yeni tarzda paralar basıyorlardı.

 

 

II

KIRIM HANLARI PARALARI [2]

 

1390 yılından, Toktamış’ın Altınordu hanı bulunduğu devirden başlayarak bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Kırım hanları, bir bucuk yüzyıldan beri tedavülde bulunmaları sebebiyle halkça tanınmış, alışılmış ve özellikle alış verişlerde güven kazanmış olan Altınordu paralarını örnek olarak almışlar, kendi adlarına bastırdıkları paralarda tip, ağırlık ve değer bakımından bir değişiklik yapmamışlardı.

 

Kırım hanları da, tıpkı Altınordu hanları gibi “Essultan’al âzam” veya “Essultan’al âdil” unvanlarını kullanmışlar ve bu unvanlarını paralarına da yazdırtmışlardı, Kırım hanlığında Altınordu örneğinde para basılması ve yukarki unvanların Kırım paralarına yazılması, Mengli Giray I’in Osmanlılar tarafından iktidara getirilmesine değin sürmüştü. Bu tip paraların sonuncusu 873 H (1469) tarihini taşımakta ve Essultan’al âzam Mengli Giray han adına Kırım darphanesinde basılmış bulunmaktadır. Bunlara danki=lengi deniliyor, miskalın altıda biri, yani 4 kırat=0,80 gr. ağırlığında kesiliyordu Kırım darphanesinde Altınordu hanları adlarına daha büyük ağırlıkta kesilmiş büyücek gümüşler de vardı. Fakat Hacı Giray, Nurdevlet ve Mengli Giray’ın Altınordu tipi dankilerinin 0,6-0,83 gr. ağırlığında, yani sadece birer dankilik oldukları görülmektedir.

 

1475 Osmanlı Kefe seferi ve bunu takip erten olaylar sonuncu olarak, Kırım hanları Osmanlıların yüksek hâkimiyetini tanımış ve 1478 de Kırımlıların talebi üzerine Fatih tarafından üçüncü defa olarak Kırım tahtına geçirilmiş olan Mengli Giray I artık bağımlı bir han olmuştu. O devirde Osmanlılarda para kıyasi vahidi (ünite), ayarı 80’den aşağı indirilmiş 0.75 gr. ağırlığındaki akçe idi. Fatih Sultan Mehmed Han, yüzünde “Mehmed bin Murad” ve tersinde “hallede milkehu durube Edirne” gibi çok sade ve mütevazı ifadeler taşıyan unvansız akçeler bastırırken, O’na bağlı durumda bulunan Kırım hanlarının paralarına, bu zamana kadar olduğu gibi, essultan’al âzam veya essutlan’al âdil tumturaklı unvanlar yazdırtmaları elbette ki yakışık almazdı. Bu yüzden olacak Mengli Giray Han, Kefe seferinden sonraki ikinci hanlığında 881 H (1476) tarihinde Kırkyer’de bastırttığı paralarını, “Mengli Giray bin Hacı Giray Han” biçiminde unvansız bastırtmış, 1478 den sonraki üçüncü hanlığında ise, babasının han unvanını da paralarından kaldırtmış, “Mengli Giray bin Hacı Giray” yazılı paralar bastırmakla yetinmişti. Bu sistem Devlet Giray I Han (1551-1577) zamanına kadar değişmeden devam etmiş, bu hanın zamanında hanların han ve babalarının hanlık yapıp yapmadıklarına göre han veya sultan unvanları paralara yazılmağa başlanmış ve hanlığın yıkılışına kadar böyle sürüp gitmiştir.

 

Altınordu’da paralara yalnız hanın adı yazılmak gelenekti. Osmanlılar da ise, Orhan Gazi’den başlayarak baba adı da yazılmak gelenek olmuştu. Bu usul, Mengli Giray I’den başlayarak Kırım hanları paralarında da uygulanmıştı.

 

Kırım hanlarının, Mengli Giray I’den başlayarak Şahin Giray’a kadar olan devrede basılmış olan paralarında, Osmanlı paralarında görülen pek çok tip değişikliklerine, süslemelere ve güzel baskı ve yazılara rastlanmaz. Kırım akçalarının yüzünde, düz veya noktalı bir daire içinde hanın ve babasının adları ve tersinde de gene düz veya noktalı bir daire içinde üstte veya ortada damga ile basıldığı tarih ve yer adı yazılırdı. Nadir olmakla beraber bazı han paralarının bir ve üç yıldız ile süslendikleri görülmekledir. Genellikle tamga ½̅½̅½ biçiminde çizilirdi, Hacı Giray I’in bir parasında ve Gazi Giray II’nin akçalarıyla Selâmet Giray’ın bir akçasına görülen | | | biçimindeki tamgalar bir özellik teşkil etmektedir.

 

Bununla beraber, bu tamganın aslı | | | olduğuna göre | | | biçimi, aslına en yakın olanıdır. İsa’dan önce I. yüzyıldan İsa’dan sonra VIII. yüzyıla kadar Orta Asya, Kuzey İran, Suğd, Afgan ve Hindistan’da hüküm sürmüş olan Türk Tatar uruklarından İskit, Saka, Yüeci ve Akhun-Eftalitlerin paralarında, bezeklikte çıkan Uygur prenslerine ait resimlerde ve sonra Cengizlilerden imparator Mengü Kaan ile Hülegü ve Argun’un Bulgar, İsfahan ve Tiflis’te kesilmiş paralarında  biçimlerinde görülen bu tamga aslında Hindu dininde yıkıcı Tanrıca Siva’nın sembolü olan üç dişli yabanın resmidir. Mehmet Özbek ve Toktamış hanların paralarında  biçiminde görülen bu sembol, Uluğ Mehmed Han’ın bir parasında  biçiminde aynı hanın diğer paralarında ve Osmanlı Padişahına gönderdiği mektupta  biçiminde yer almış, sonra Hacı Giray’dan başlayarak bütün Kırım hanları paralarına ve yarlıklarına, birbirinden az çok farklı çizgilerle konulmuş ve halk arasında “Tarak tamga” diye tanınmıştır. Kırımın ünlü bilginlerinden Prof. Osman Akçokraklı’nın “Kırımda Tatar Tamgaları” adlı eserinde belirttiğine göre, Kırımda birçok köy ve kasaba mezarlıklarında, özellikle Gözleve mezarlığındaki kabir taşları üzerinde pek çok tarak tamgalar, hem de tam üç dişli yaba biçimlerinde olarak resmedilmiş bulunmaktadır. Bu mezarlıklarda yatan bu kadar çok köylü ve şehirli halkın Giray soyadını taşıyan Kırım hanları soyundan olmadıkları tarihi bir gerçek olduğuna göre, bu tamganın bir aileden ziyade çok geniş bir toplumla ilişkin olduğuna şüphe yoktur. Anlaşıldığına göre, zamanla bu tamganın ne anlama geldiği unutulmuş, takat hilal gibi, hac gibi kutsal bir sembol olarak kabir taşlarında yer verilmesi geleneği, Müslümanlıktan sonra da bir süre devam etmiştir.

 

Gazi Giray II Han’ın paralarının bir özelliği de Gözleve darphanesinde bastırttığı paralarda “hanlık Gözleve” sözcüğünün bulunmasıdır. Bilindiği gibi, Gözleve’de Osmanlı garnizonu ve gümrükçüler vardı. Burası da Kefe gibi Osmanlıların elinde idi. İlk defa Bora Gazi Giray Han tarafından Gözleve’de hanlık darphanesinin kurulmuş ve para basımına başlanmış olmasını, öteden beri sürüp giden bir davayı, umumi bir arzu ve dileği muslihane hal yolunda Gazi Giray tarafından atılmış bir adım olarak kaydetmek yerinde olacaktır. Kırım hanları, ilk Osmanlı işgalinden beri Kırımın en esaslı iskelelerinden olan Kefe, Balaklova ve Gözleve’den birini, özellikle Gözleve’yi hanlık idaresine almak için caba harcıyorlardı. Bu yüzden hanlar, yerli halkı zaten Kırımlılardan ibaret bulunan Gözleve’de camiler, medreseler, tekke, çeşme hamamlar gibi mimari eserler yaptırmaya devam ederek şehrin her suretle imarına çalışıyorlar ve vesile düştükçe dileklerini tekrarlıyorlardı.

 

Anlaşıldığına göre, Gazi Giray han Gözleve’ye el koymuş, paralarına Hanlık Gözleve sözcüğünün ilâvesiyle de bu şehrin hanlık topraklarından olduğunu belirtmek istemişti. Devir; İbrahim III, Mehmet III ve Ahmet I gibi ahlâkı zayıf veya çocuk padişahlar ile yabancı soylardan gelen kadınların ve harem ağalarının devleti idare ettikleri, Osmanlı Ordusunun Avusturya ve İran seferleriyle meşgul olduğu. Anadolu’nun Celâli denilen asi vali ve zorbaların hükmü altında bulunduğu bir devir. Kısaca: Osmanlıların inhitat ve fetret devri idi. Böyle bir devirde sarsılmaz bir bağlılık ve sadakatle Osmanlılara 20 yıl hizmet etmiş, Avusturya ve İran seferlerine bütün kuvvetle katılarak Serhatlarda kışlamış ve savaşlarda büyük yararlılıklar göstermiş olan ünlü kalem ve kılıç sahibi Bora Gazi Giray’ın, devrin şartlarına göre pek mütevazı sayılması gereken bu davranışı dahi zamanının Osmanlı devlet adamlarınca hoş karşılanmamış olacak ki, İmparatorluğun biraz kuvvet bulduğu Murad IV (1623-1640) zamanında han darphanesi kapatılmış, para basımına son verilmişti.

 

Kırım hanlığının Osmanlı İmparatorluğuna bağlı bulunduğu çağlarda Kırımda para kıyasi vahidinin akça olduğu gerçekse de bu deyimin ve akçanın bir ünite sayılmasının Osmanlılardan Kırım Hanlığına geçmiş olduğu kesinlikle ileri sürülemez. Çünkü, çok eski zamanlardan beri Altınordu ve sonra Kırım hanlarının hâkimiyetleri altında yaşayan Kefe Cenevizlerinin danki ağırlığında (0,69-1 gr.) kestikleri vassal tip küçük gümüş paralara Batı bilginlerince Aspron=Akça denilmesi Osmanlılarla birleşmeden çok önce Kırımda dankilere akça denildiğini göstermektedir. Akça deyimi, Kırım’a belki de Anadolu’dan geçmiştir. Bilindiği gibi, 647 H (1248) tarihinden sonra Anadolu Selçuk devletinde dirhem deyimi kalkmış, yerine akça deyimi kaim olmuştu. Kırımın ise, her devirde Anadolu ile sıkı ticarî münasebeti vardı.

 

Yukarıda Osmanlı Para sistemini anlatırken açıkladığınız gibi, ilk Osmanlı akçeleri 1,15 gr. ağırlığında 90 ayar gümüşten kesilirken Fatih devrinde ayarı 80’den aşağı düşmüş, ağırlığı 0,75 gr.’a indirilmişti. Bir kaç yüz yıl içinde devamlı olarak gümüş miktarı azaltılmış ve bakır-kalay miktarı çoğaltılmış ve nihayet bu yarı yarıya bakır-kalay karışığı olan Osmanlı akçesinin ağırlığı 3/4 kırata (0,15 santigram) düşürülmüştü. Fakat Kırım hanları, başlangıçtan yani Mengli Giray I’den başlayarak Osmanlıların para sistem ve politikalarını benimsememişler, 1478 den 1777 yılına basılan Kırım akçalarında gerek nitelik ve gerek ağırlık bakımından hiç bir değişiklik yapmamışlar, Osmanlılar gibi baskısına, yazılarına ve nakışlarla süslenmesine pek önem vermemişlerdi. Mengli Giray’ın 1,5 kırat (0,30 gr) ağırlığındaki en küçük gümüş parası, Kırım akçası olarak bir ünite sayılmış, 1777 yılına kadar hüküm sürmüş olan Kırım Hanları bu sistemi büyük titizlikle uygulamışlar, en ziyade Kırım akçalarının temiz gümüşten kesilmesine önem vermişlerdi. Böylece Kırım akçası kalitesi ve ağırlığı hiç değişmeden 300 yıl memlekette tedavül etmiş ve tam bir güven kazanmıştı. Bu yüzden olacak, Kırım hanları, bakır-kalay karışığı oldukları için Osmanlı akçalarının devamlı olarak değer ve itibardan düşmeleri yüzünden Murad IV (1623-1640), Süleyman II (1678-1691) ve Ahmet III (1703-1730) zamanlarında Osmanlıların zorunlulukla para, kuruş ve zolta adlarıyla yeni yeni tip paralar basmak suretiyle yaptıkları ıslahatı taklit ve tatbiki gerekli bulmamışlar, Mengli Giray I zamanında kıyasi vahit olarak kabul edilen temiz gümüşten 1,5 kırat (=0,30 gr.) ağırlığındaki akça sistemini Şahin Giray zamanına kadar (1777) büyük bir titizlikle uygulamışlardı. Kırım hanlığına Şahin Giray’a kadar Osmanlıların kuruş sistemi girmemişti. Fakat Kırım akçalarının çapları 9 ile 30 mm. ve ağırlıkları 0,30 ile 1,80 gr. arasında değişen ikilik, üçlük, beşlik ve altılıkları vardı. 1478-1777 arası altın kesilmemişti. 12-18 çapında bakır paraları vardı.

 

Mehmet Giray IV Han (1654-1666) zamanında uzun bir süre Kırımda ikametle bütün Kırım köy ve şehirlerini dolaşarak izlenimlerini kaydetmiş olan ünlü gezgin Evliya Celebi bu konuda şöyle de­mektedir:

 

“... ama sikke ve hutbelerine aşkolsun. Zira başka sikke sahibidirler. Âl’i Osman akçesi Kırımda Tatar arasında geçmez ama Kefede geçer. Lâkin bu han akçesinin sekizi bir dirhem olup halis’ül ayar sırma gümüş. beyaz akçedir. Bu diyarda gümüş yoktur ama cemi kâfir krallarından gelen hesapsız hazineyi eritip akçe keserler”.

 

Gene, Evliya Celebi o devirdeki Kırım akçalarının satın alma değerini şöyle belirtiyor:

 

“... bir bucuk kıyye (okka) akekmeği bir akçeye, bir kıyye koyun etini iki akçeye, bir kıyye sığır etini bir akçeye, pak ve pakize ince elekten geçmiş koyu ve leviv ilik gibi üç kıyye bozayı bir akçeye verirler”.

 

Kırım hanlığı ilkönce 792 H (1390) yılında Emir Bikbulat Oğlan (prens) tarafından kurulmuş, Hacı Giray I’in ikinci hanlığına değin, (853 H/1449 M) bir kaç kez kısa fasılalarla hanlık kaldırılarak eski haline, yani Altınordu'ya bağlı emirliğe (beyliğe) çevrilmiş, bundan sonra aynı soydan inen Kırım hanları, Rus istilâsına değin fasılasız 344 yıl bu ülkede hükümrân olmuşlardı.

 

İstanbul, Moskova, Petersburg (Leningrad), Berlin ve Londra Müzeleri Meskûkât (Eski Madeni Paralar) kabinelerinde bulunan Kırım hanları paralarını gösteren kataloglarla bu konudaki kılavuz eserlerin ve bazı özel koleksiyonların incelenmesinden anlaşıldığına göre;

Darphanelerinde basılmış olan paraları vardır. Sözü gecen kaynaklarda Saadet Giray I, Mehmed Giray II, İslâm Giray II, İnayet Giray ve Bahadır Giray I adlarına basılmış paralar da varsa da silik olduklarından nerelerde basılmış oldukları bilinememektedir.

 

Hanlık süresi 5 yıl olan Mehmed Giray III ile hanlık süresi 3 ay olan Hacı Giray II hanların paralarına, sözü geçen kaynaklarda rastlanamamışsa da bunların da zamanla meydana çıkmaları veya göremediğimiz katalog ve koleksiyonlarda bulunmaları ihtimali kuvvetlidir. Fakat Paraları görülmeyenlerden Gazi Giray I, İslâm Giray I; Kara Devlet Giray, Tohtamış Giray, Bahadır Giray II ve Fetih Giray I hanların para bastırtmış olmaları ihtimali, durumlarına göre çok zayıftır.

 

Kırım hanlığının, kurucusu Beğpulad Han adına 792, 793 H (1390, 1391 ve 1392) tarihlerinde Ordu ve Kırım Darphanelerinde basılmış olan en eski paralan British Museum ile Hermitaje ve Moskova Müzelerinde Şahin Giray Han adına basılmış olup 1191-7 (1783) tarihini taşıyan ve Bağçesaray Darphanesinde basılmış bulunan sonucu ise, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Meskûkât kabinelerinde bulunmaktadır.

 

 

III

ŞAHİN GİRAY HAN PARALARI [3]

 

Yukarıda Osmanlı paralarının tanımlanması sırasında verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Osmanlılar Süleyman II Han (1678-1691) zamanında akçe yerine kuruşu kıyasi vahid olarak kabul etmişlerdi. Fakat Kırım Hanları her nedense bu değişikliğe uymamış, eski akça sistemlerine bağlı kalmışlardı. Gerçi, Kırım akçaları temiz gümüşten kesildikleri için ticari münasebetlerde genel güveni kazanmış sağlam bir para idi ama en büyüğü 9 kırat (1,80 gr.) ağırlığında 6 akçalık olduğundan büyük çaptaki ticari muameleler için yeterli değillerdi. Bu yüzden büyük alış verişlerde Osmanlı veya yabancı devletlerin altınlarıyla Groş, Zlota gibi yabancı devlet­lerin 20 gr. ağırlığındaki gümüş paralarını kullanmak zorunluluğu vardı.

 

Yapılan incelemelerden anlaşıldığına göre, Şahin Giray Han da cülusunun 3. yılına kadar, 300 yıl hiç bir yenilik ve değişiklik yapılmadan uygulanmış olan akça sistemini yürütmüş, sonra giriştiği genel ıslahat arasında bu konuyu da ele alarak. Osmanlıların kuruş sistemine göre, fakat değişik tiplerde büyük ve küçük değerler taşıyan güzel, nakış ve âyetlerle süslü, aynı zamanda baskı tekniği de yüksek altın, gümüş ve bakır paralar bastırtmıştır.

 

Şahin Giray’ın Kırım paraları üzerinde yaptığı ilk değişiklik, cülusunun 2. yılından başlayarak paralarına, Osmanlılarda olduğu gibi, basıldığı tarih yerine cülus tarihini yazdırtmak ve sonra cülusunun kaçıncı yılında basılmışsa bunu ayrıca bir rakamla belirtmek olmuştu.

 

Cülusunun 3. yılında Osmanlıların kuruş sistemini, adları, yazı biçimi, çapları ve ağırlıkları ile birlikte olduğu gibi alarak yüzünde “Han Şahin Giray bin Ahmet Giray Sultan” yazılı Kırım kuruş ve aksamını ve 4. yılında gene o devirdeki tuğralı Osmanlı kuruşlarına benzer Kırım kuruş ve aksamını bastırtmıştı.

 

Şahin Giray, cülusunun 5. ve 6. yıllarında Osmanlı sisteminden aldığı çiftkuruş (80 para), altmışlık (60 para), kuruş (40 para), otuzluk, yirmilik, onluk ve beşlik gibi Osmanlı kuruş ve aksamının adlarını ve ağırlıklarını aynen muhafaza etmekle beraber, tiplerini değiştirmiş, çaplarını büyütmüş, üzerlerinde yalvaç Süleyman mührü şeklinde esma’il celâl, besmele, âyet ve maşallah yazılı, nakış ve çerçeveleri de Osmanlı kuruşlarından büsbütün ayrı, fakat hanın adı Osmanlı tuğraları biçiminde yazıldığı için yarı Osmanlı, yan İslâmi tip diyebileceğimiz gümüş ve bakır paralarla o zamana kadar Osmanlılarda görülmeyen büyüklük ve ağırlıkta iki kuruşluk (100 paralık) ve üçlük (3 kuruşluk = 120 paralık) kuruşlar ve Kırım hanlığında ilk defa olmak üzere, biri o devirdeki en büyük Osmanlı altınları gibi beşlik (5 altınlık) öbürü ondan daha büyük altılık (6 altınlık) altın para bastırtmıştı.

 

Bakır pul-mangırlara gelince; 1,32 ve 1,55 gr. ağırlığında olan ve tek değer taşıyan eski tip bakırların, Şahin Giray’ın cülusunun 4. yılına kadar eskisi gibi basımına devam edildiği, yeni tiplerde bakır pul basımına ise, Osmanlı kuruş sistemine göre gümüş para basılmasına başlanılmasından bir yıl sonra, cülusunun 4. yılında başlanıldığı birinciler üzerinde görülen 2, 3, 4 ve ikinciler üzerinde görülen 4, 5, 6 rakamlarından anlaşılmaktadır. Şahin Giray’ın görebildiğimiz bakırları 7 değerde ve 4 tipte olup en küçüğü 2,80 ve en büyüğü 84 gr. ağırlığındadır. Buna göre küçüğünün 1 ve en büyüğünün 30 akça itibar olunduğu sanılmaktadır.

 

Görüldüğü gibi, Şahin Giray’ın 1 akça itibari değer taşıyan bakır pulları, aynı değerdeki Osmanlı mangırlarından bir misli fazla ağırlıkta kesilmişlerdi. Bunun nedeni, Kırım kuruş ve aksamının, o devirdeki Osmanlı kuruş ve aksamından en az bir misli fazla gümüşü havi olmasındandı. Bilindiği gibi, Şahin Giray’ın muasırı olan Osmanlı padişahı Abdülhamid I Han’ın (1774-1789) kuruş ve aksamı yarıdan fazla bakır-kalay karışığı olarak 40-45 ayar gümüşten kesilmekte ve buna göre 1.50 g. ağırlığındaki 1 mangır 1 akçe-i Osmani ve 18,40 gr. ağırlığında ve 45-46 mm. çapındaki büyük bakır ve bronzlar 12 mangır=12 akçe itibar edilmekte idi. Anlaşıldığına göre, Şahin Giray, Osmanlı kuruş sistemini almakla beraber. Kırım Hanlığında öteden beri sürüp gelen geleneğe bağlı kalarak, paralarını temiz gümüşten kestirttiği için bakır pullarının ağırlıklarını da buna göre bir misli arttırmıştı.

 

Şahin Giray’ın Osmanlı kuruş sistemine göre bastırttığı altınlardan altılık, gümüşlerden ikibuçukluk ve üçlük, bakırlardan ise, 15’lik, 20’lik ve 30’luklar o zamana kadar Osmanlılarda yoktu. Bu arada büyük çaptaki mangır - pullarla kuruş ve aksamının çapları büyütülmüş, 46 mm.’den bakırlarda 51 ve gümüşlerde 58 mm.’ye çıkarılmıştı. Bütün bunlar, Şahin Giray zamanında uygulanan Osmanlı kuruş sistemine yapılan ilâveler ve yeniliklerdi. Bu yüzdendir ki, Şahin Giray’ın paraları ile o devirdeki Osmanlı paraları karşılaştırılırsa, aynı adı ve ağırlığı taşıyan kuruş ve aksamında bile, iki devlet paraları arasındaki benzerliğin nitelikte ve değerde değil, sadece sistemde olduğu görülür.

 

Şimdiye kader görülebilen Kırım paralarının incelenmesinden anlaşıldığına göre; Şahin Giray Han, ikisi eski ve sekizi yeni usulde olmak üzere esas olarak 10, fakat kenar nakışlarının değişiklikleri göz önüne alınırsa daha çak tip (örnek) üzerine altın, gümüş ve bakır paralar bastırtmış, büyük ve küçük parçaları ile birlikte çeşitleri kırkı aşmıştır. Yazı, nakış ve baskı tekniği bakımından önemli birer sanat eseri olan ve günümüzde Kırım hanları paralarının ilgi çekici en güzel serilerini teşkil eden bu çok ve değişik tip ve çeşitli boy ve ağırlıktaki paraların, büyük karışıklık ve huzursuzluklarla geçen son 4 yıl gibi çok kısa bir süre içinde meydana getirilmiş olmaları, her şeyden önce Şahin Giray’ın batılılaşma çabaları arasında para sisteminin ıslahına, tip ve cinlerinin çoğaltılmasına verdiği önemi göstermektedir. Vücuda getirdiği paraların yazı, nakış ve baskılarının çok güzel ve mükemmel oluşları ise, o devirdeki Kırımlı sanatçıların ustalık seviyelerinde, aynı zamanda hanın sanat zevkine tanıklık etmektedir.

 

Söz arası: bilindiği gibi, Şahın Giray, Osmanlı sınırlan içine girdikten sonra Edirne’ye götürülerek Bostançıbaşı konağında göz hapsine alınmıştı (14 Ramazan 1201=1787) ve sonra Rodos adasına gönderilerek orada boğdurulmak suretiyle öldürülmüştü (15 Şevval 1201=1787). Aynı zamanda şair ve edip olan Şahin Giray, Osmanlılar elinde tutuklu bulunduğu sırada edebiyatta (kalp) sanatının en güzel örneğini teşkil eden bir gazel yazarak Osmanlı Padişahına sunmuştu. Bu olayın konumuzla ilişkin en önemli yönü, bir fotokopisi ve bölümün sonunda görülecek oları sözü geçen gazeli çevreleyen para biçimindeki yuvarlak çerçevenin, Şahin Giray’ın bazı paralarında görülen çelenk biçimindeki kenar sularının benzeri olması ve bu benzerlikten de Şahin Giray’ın paralarını vücuda getiren sanatçının O’nun bizzat kendisi olduğu düşüncesinin doğmuş bulunmasıdır. Gerçi bu belge, orijinal olup olmadığı bilinmediğinden şimdilik kesin bir kanaat edinilmesine yeterli değilse de, zamanla ve ileride yapılacak araştırmalarla bunun Şahin Giray’ın şeklini çizerek yazdığı gazelin aslı veya aslının tam örneği olduğu hesaplanabilirse O’nun sanatçılığının da güvenilir bir belgeye dayanan kesin bir gerçek olarak ortaya çıkacağına şüphe yoktur.

 

Kanaatimizce; Şahin Giray’ın Kırım Hanlığı paralarını yeni bir sisteme bağlarken, Osmanlı kuruş sistemini örnek olarak seçmiş olması ve sonra çoktan terk edilmiş bulunan bir geleneği canlandırarak paralarına âyet, dua ve senalar yazdırtması. O’nun siyasal ve dinsel eğilimlerinin; Osmanlılardan ve çağdaş devletler paralarından çok daha büyük çap ve ağırlıkta ve daha güzel örneklerde paralar bastırtmış olması ise, O’nun yükselme ve her şeyin daha iyisini, daha büyüğünü yaratma istek ve çabalarının belirtileridir.

 

Bilindiği gibi, Şahin Giray’ın yenilik ve ilericilik hamleleri yalnız Para sisteminin ıslahına münhasır kalmamış, O zamanındaki ortamın elverişli olup olmadığına bakmadan, zamanımızdan 180 yıl önce Kırımda Batı örneğinde bir devlet ve ordu kurmak istemiş, bu arada kendisi de batılılar gibi yaşamaya başlamış, böylece devlet idaresinin çeşitli kollarında halkının, özelikle nüfuzlu beylerle din adamlarının âdet, zihniyet ve menfaatleriyle olduğu kadar dost ve düşman komşu devletlerin siyasi menfaat ve emelleriyle bağdaşamayacak faaliyet ve icraata kalkışmış, bu yüzden iç ve dıştan kışkırtmalar, entrikalar, karşı koyma ve ayaklanmalarla karşılaştığı için bütün çabaları boşa gitmiş, üstelik tahtını, sonra da hayatını kaybetmişti.

 

Bununla beraber sonuç olarak, Şahin Giray Han’ın hiç olmazsa konumuzda tam ve üstün bir başarıya ulaşmış olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Çünkü o hiçte elverişli olmayan şartlar içinde Kırım Hanlığı paralarını esaslı bir düzene koymakla, tiplerini ve baskılarını güzelleştirip çeşitlerini çoğaltmakla yetinmemiş, bastırttığı 48,50 gr. ağırlığındaki gümüş üç kuruşluğu ile madeni paranın icadından (MÖ VII. yüzyıl) zamanına kadar gecen süre içinde tarihte en büyük gümüş para bastırtmış olan hükümdarların ikincisi olmuştur. Nümismatik kaynaklara göre, birincilik Şahin Giray Han’ın parasından 3,938 gr. daha ağır olan 52,988 gr. ağırlığındaki Kartaca (Zeugitana, MÖ 241-146), üçüncülükler ise 43,740 gr. ağırlığında kesilmiş bulunan Athene (Attica, MÖ 522-430) ve Sirakusa (Sicilia, MÖ 413-357) paralarındadır.

 

300 yıl akça ve sonra kısa bir süre kuruş usullerine göre basılmış bulunan Kırım hanlığı para­larından ek levhalarda resimleri konulan bir kaç hanın eski tip ve Şahin Giray hanın eski ve yeni tip paraları bütün nitelikleriyle ta­nımlanacak ve tanımların sonlarına konulacak a, g ve b harfleriyle tanımlanan paranın altın, gümüş veya bakırdan kesilmiş olduğu belirtilecektir.

 

 

a. Eski tip akçalar:

 

1.

yüzü: noktalı çember içinde: Mengli (Giray) bin (Hacı Giray)

tersi: ortada noktalı çember içinde: tamga; çevresinde noktalı çember içinde duribe... ağırlığı 0,50 gr., çapı 13 mm., g.

 

2.

y.: Mengli Giray bin Hacı Giray

t.: düz bir çember içinde: üstte duribe, ortada tamga, çevrede Kayfe (Kefe), (8) 91, ağ.: 0,60 gr., ç: 14 mm., g.

 

3.

y.: Gazi Giray (y) bin (Devlet Giray Han)

t.: üstte tamga, hanlık duribe Gözleve... ağ.: 0,30 gr., ç: 12 mm. g.

 

4.

y.: (İ)slâm... Selâmet...

t.: ortada noktalı  çember  içinde tamga, çevre yazıları g., ç., 12 mm. g.

 

5.

y.: Han Selim (bin) Bahadır (Giray) han

t.: üstte tamga, altında duribe fi (Bağçesaray), ... 5, ağ.: 1,20 gr., ç: 20 mm., g.

 

6.

y.: Elhac Selim Giray bin Bahadır Giray Han

t.: üstte tamga, altında duribe fi Bağçesaray, ..., ağ.: 0,80 gr., ç: 19 mm., g.

 

7.

y.: Saadet (Giray han) bin Han Selim Giray Han

t.: düz bir çember içinde tamga, duribe fi Bağce(saray), ..., ağ.: 0,80 gr., ç: 18 mm., g.

 

8.

y.: Han Devlet (bin) Selim ...

t.: duribe Bağçesaray, sene (1)121, ağ.: 0,80 gr., 17 mm., g.

 

9.

y.: Gazi Giray han (bin H)ac Selim Giray (y han)

t.: duri (be) fi Bağcesoray(y), sene 1116, ağ.: 0,70. gr., ç: 19 mm., g.

 

10.

y.: (Gaz)i Giray han bin (De)vlet Giray (han) [4]

t.: ortada tarnga, tamganın çevresinde duribe fi Gözleve, ağ.: 0,30 gr., ç: 10 mm., g.

 

11.

y.: iki düz, bir yıldızlı çember içinde: üstte han, altta Kırım Gir(ay)

t.: iki düz, bir yıldızlı çember içinde: duribe fi Bağces(aray), ağ.: 0,30 gr., ç: 12 mm., g.

 

12.

y.: iki düz, bir noktalı cenber içinde: Han Şahin Giray [5]

t.: iki düz, bir noktalı çember içinde: 2 duribe fi Bağçesaray, sene 1191, ağ.: 0,60 gr., ç: 16 mm., g.

 

 

 

 

Şahin Giray Han’ın hapishanede yazıp padişaha sunduğu (kalp) şeklindeki gazelin metni şudur:

 

Yâr gelip aşıkın menzilini kılsa cay

etmiye mi gün yüzü dideleri ruşinay

yanaşup ol maha ta hançeri sertiz gibi

eyliyem ağyarının sinesini hemçu nay

yan verup ey mehlika kaçma bu gamharden

ateşi hicranına yanmağı görme revay

yaver olursa eğer lütfü Hüda bir kula

bir pula muhtaç iken dehre olur padişah

yaş düşüp dideden ruyun arzuyi kudretle

gün yüzün etmede şebnem rübay

ya bir tecrübe eyfe âkil isen

bir rubatı gafile ehli aşk kârınbansaray

yarı serefrazı men sende o göz kaş ki var

yayup o kâkülleri gün yüzün kıldın nikap

menzili akrepte ya münfesih olmuştur ay

yar delerse eğer sinemizi kailiz

tek bizi ol mehliko lutfüne kılsun sezay

yaz semender gibi yanmağı talipliyem ey kalem

arzet eğer dilerse dili hümay

ya meh rahşendemi dehre zıya bahşolan

tal’ati ruyunmıdır âleme veren cilay

ya lüc edip müddeti gün yürün inkâr edip

eyler idi aybını âkil ise zerre ray

yâre eder ehli aşk durmayıp arzı hüner

nevbeti arzı hüner sen de mi Şahin Giray

 

gazelin şekil ve yazısı. Celalettin Rodoslu’nun “Rodos ve İstanköy adalarında gömülü Tarihi Simalar” adlı eserinden alınmıştır.

 

 

ŞAHİN GİRAY HAN’IN YENİ TİP PARALARI [6]

1193-1197 (1779-1763)

 

Onluk (10 paralık)

13.

yüzü: iki düz ve bir noktalı çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan

Tersi: İki düz ve bir noktalı çember içinde: üstte 3, altta 1191 rakamı, ortada duribe fi Bahcesaray sene. 1 dirhem (3,20 gr.), çapı: 24 mm. gümüş.

 

Yirmilik (yarım kuruşluk)

14.

y.: tırtıllı çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan

t.: çelenk biçiminde bir çember icinde: üstte 3, altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 2 dirhem 8 krat (8 gr.), 28 mm., g.

 

Kuruş (40 para)

15.

y.: noktalı iki çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan

t.: noktalı iki çember içinde: üstte tamga, yanda 4 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 5 dirhem (16 gr.), ç. 35 mm., gümüş

 

Altmışlık (60 paralık)

15a.

yüzü ve tersi yukarıda tanımlanan kuruşluk gibidir ve bu serinin altmışlığıdır.

ağ. 7 d. 3 k. (23 gr.), ç 40 mm., g.

 

Kuruş (40 paralık)

16.

y.: noklalı çember içinde: han tuğrası, tuğranın sağında ve solunda çiçek, tuğra: Şahin Giray Han bin Ahmed Giray Sultan.

t.: noktalı çember içinde: üstte tamga, yanda 4 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bahcesaray sene, ağ. 5 d. (16 gr.), ç. 35 mm. g.

 

Kuruş (40 paralık)

17.

y.: noktalı bir çember içinde: han tuğrası, sağında ve solunda Çiçek.

t.: noktalı bir çember içinde: üstte tamga, yanda 4 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene, ağ. 5 d. (16 gr.), ç. 35 mm. g.

 

Not: Bu 1 kuruşluk ile 16 No. da tanımlanın bir kuruşluğun tarihleri aynı ise de yazı ve çiçekleri değişiktir.

 

Bakır pul (itibari değeri 1 akça)

18.

y.: İki düz ve bir noktalı çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Suttan

t.: İki düz ve bir noktalı çember içinde: üstte tamga, yanda 4 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 14 k. (2,80 gr.). ç. 21 mm. bakır.

 

Üçlük pul (i. d. 3 akça)

19.

y.: tırtıllı çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan

t.: biri tırtıllı ve öbürü meşe yapraklarından teşkil edilmiş çelenk biçiminde iki çember içinde: üstte tamga, yanda 4 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 2 d. 15 k. (9,5 gr.), ç. 28 mm. bakır.

 

Onbeşlik pul (i. d. 15 akça)

20.

yazı, tarih ve tip bakımından yukarıda 19 no’da tanımlanan 3 pulluğun benzeridir. Yalnız bunun çelengi meşe yapraklarıyla birlikte meşe palamutlarından teşkil edilmiştir. ağ. 14 d. 6 k. (46 gr.), ç. 45 mm. bakır.

 

Not: Bu tipin 20 pulluğu da vardır. ağ. 18 d. 12 k. (60 gr.) dır.

 

Onbeşlik pul (i. d. 15 akça)

21.

y.: düz çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan

t.: noktalı çember içinde iki meşe dalından teşkil edilmiş çelenk ortasında üstte tamga, yanda 4 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 14 d. 8,5 k. (46,5 gr.). mm. bakır.

 

Kuruş (40 para)

22.

y.: noktalı çember içinde: han tuğrası, sağında, solunda çiçek.

t.: noktalı çember içinde: üstte tamga, yanda 5, altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bohçesaray sene. ağ. 4 d. 11 k. (155 gr.), ç. 34 mm. g.

 

Not: Bu tipin 8 kırat ağırlığında ve 18 mm. çapında beşliği (5 paralığı) da görülmüştür.

 

Onbeşlik pul (i. d. 15 akça)

23.

y.: tırtıllı çember içinde: Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan

t.: biri tırtıllı, öbürü çelenk biçiminde iki çember içinde: üstte tamga yanda 5 ve altta 1191 rakamı, ortada: duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 14 d. 6 k. (46 gr.), ç. 45 mm. bakır.

 

Yirmibeşlik pul (i. d. 25 akça)

24.

y.: tırtıllı çember içinde: han damgası, sağında ve solunda çiçek.

t.: tırtıllı çember içinde: üstte 5 ve altta 1191 rakam ile tamga, ortada: duribe fi Kefe sene. ağ. 23 d. 7 k. (75 gr.), ç. 52 mm., bakır.

 

Not: Bu tipin 21 d. 14 k. (70 gr.) ağırlığında olanları da vardır.

 

Otuzluk pul (i. d. 30 akça)

24a.

Yukarıda tanımlanan yirmibeşlik pulun benzeridir fakat tarihi, yazısı ve han tuğrasının şekli, çiçekleri değişiktir. Bu pul, cülusunun 6. yılında Kefe darphanesinde basılmıştır. ağ. 26 d. 4 k. (84 gr.), ç. 51 mm, bakır.

 

Beşlik altın (5 altınlık)

25.

y.: noklalı bir çember ile 6 parçadan teşkil edilmiş arabesk bir çerçeve arasında: 6 büyük ve 6 küçük çiçek demeti, ortada çerçeve içinde Osmanlı biçimi tuğra, tuğranın sağında gül.

t.: tersinin süslemeleri, temelinden yüzdekinin aynı, fakat daha zengindir. Arabesk çerçeve içinde: yalvaç Süleyman mühürü biçiminde: yarahman-yahannan-yamennan-yadeyyan-yasübhan-yasultan. Mührün arkasında: üstle tamga, yanda 6 ve altta: 1191 rakamı ortada: duribe fi Kefe sene, ağ. 5 d .(16 gr.), ç. 4-6 mm. altın.

 

Altmışlık (60 paralık gümüş)

25a.

yüzü ve tersi 25 no’da tanımlanan 1191-6 tarihli beşlik altın gibidir. Yalnız Yalvaç Süleyman mührü biçimindeki yazı, altına nisbetle daha küçüktür. ağ. 7 d. 1 k. (22,65 gr.), ç. mm, 6.

 

Altılık altın (6 altınlık)

26.

y.: tırtıllı çift çember içinde: Osmanlı biçimi tuğra, sağında çiçek.

t.: tırtıllı çift çember içinde: 25 nolu Kefe altını da tanımlanan Süleyman mührü biçiminde esma-i celâl, ortada: üstte 6. (rakam silikçedir) ve altta 1191 rakamı, ortada; duribe fi Bağçesaray sene. ağ. 6 d. 10 k. (21,20 gr.). ç. 46 mm., altın.

 

Altılık altın (6 altınlık)

26a.

yüzü ve tersi 26 No. da tanımlanan Bağçesaray altını gibidir. Mühür biçimindeki yazıların ortasında: duribe fj Kefe sene. 1191-6 (1196). ağ. 5 d. 12 k. (18,40 gr.), ç. 46 mm, altın.

 

Altmışlık (60 paralık)

26b.

yüzü ve tersi yukarıda tanımlanan Bağcesaray altını gibi ve 1191-6 (1196) tarihlidir. ağ, 7 d. 8. k. (23 gr.), ç. 46 mm., gümüş.

 

Onluk pul (akça i. d.)

27.

y.: tırtıllı çift çember içinde: Osmanlı biçimi, tuğra, sağında çiçek.

t.: çevrede iki tırtıllı çember arasında: âyetül kürsi, ortada Süleyman Peygamber biçiminde esmai celâl, mühürün ortasında; besmele. ağ. 9 d. 6 k. (30 gr.), ç. 46 mm, bakır.

 

Not; Bu bakır pul alîm kaplamalıdır. Sonradan yapılan bu kaplama işlemi sırasında ismin etkisiyle yüzü biraz bozulmuştur.

 

İki kuruşluk (80 paralık)

27a.

27 noda tanımlanan onluk bakır pul gibidir, ağ. 9 d. 15 k. (31,83 gr.), ç. 47 mm., gümüş.

 

Üç kuruşluk (120 paralık)

28.

y.: biri geniş ve filigranlı olmak üzere 4 tırtıllı çember içinde: Osmanlı biçiminde tuğra (Han Şahin Giray bin Ahmed Giray Sultan) tuğranın sağında gül.

t.: yüzündeki çemberlerin az değişik şekli ortasında: Yalvaç Süleyman mührü biçiminde esmai celâl, mühür şeklinin ortasında: Maşaallah altında 1191, ağ. 15 d. 2,5 k. (48,5 gr.), ç. 58 mm. g.

 

İki bucuk kuruşluk (100 paralık)

28a.

yüzü ve tersi yukarıda 28 No. da tanımlanan üç kuruşluk gibidir. ağ. 12 d. 1,5 k. (38.7 gr.), ç. 58 mm., g.

 

Not: Bu iki buçuk kuruşlukların aynı çapta, fakat   37.5 ve 36.72 gr. ağırlığında olanları da görülmüştür.

 

İki kuruşluk (80 paralık)

28b.

yüzü ve tersi yukarıda 28 ve 28a da tanımlanan üç ve ikibuçukluklar gibidir. ağ. 9 d. 10 k. (30,86 gr.), ç. 58 mm., g.

 

28c.

iki k. Ayetülkürsule 31,83 gr.

 

Otuzluk (30 paralık)

29.

y.: ikisi düz, biri çelenk biçiminde üç çember içinde: Osmanlı biçimi tuğra (Şahin Giray han bin Ahmed Giray Sultan) sağında ve solunda çiçek.

t.: ikisi düz, biri çelenk biçiminde üç çember içinde: esmaı celâlden teşkil edilmiş ve yalvaç Süleyman mühürü, mühürün ortasında; maşaallah altta 1191, ağ. 3 d. 2 k. (10 gr.), ç. 39 mm. g.

 

 

 

 

 

    

 

 

 

 

ŞAHİN GİRAY HAN PARALARI ÜZERİNE [7]

 

Görüldüğü gibi, Şahin Giray Han’ın paralarında bulunan tuğraları “han tuğrası” ve “Osmanlı biçimi tuğra” diye ayırım yaparak tanımladık. Bunun nedeni, iki tuğra arasında aslında ayırım bulunmasıdır.

 

Bilindiği gibi, Kırım hanları da, tuğralı para bastırtmamakla beraber yarlıklarına eskiden beri tuğra (pençe) çekerlerdi. Han tuğraları, resimde görüleceği gibi üç keşideli, fakat kavisli değillerdi. Kavisli tuğralar Osmanlı padişahlarına mahsustu. Kırım hanları içinde ilk defa tuğralı para bastırtmış olan Şahin Giray’ın cülusunun dördüncü ve beşinci yıllarında han ve altıncı yılında Osmanlı biçimi tuğralarla altın, gümüş ve bakır paralar bastırtmış olduğu anlaşılıyor.

 

Tanımlarını yaparak resimlerini koyduğumuz Şahin Giray Han paralarından altılık altın ile kuruşlar ve otuzluk ve yirmilik gümüşlerle yirmibeşlik Kefe bakırı İstanbul Arkeoloji Müzeleri yayınlarından veya bu müzede bulunan paralardan ve diğerleri çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Bunlardan başka İstanbul Arkeoloji Müzeleri eski sikkeler kabinesinde, Şahin Giray’ın cülusunun 7. yılında Bağçesaray’da basılmış yarım kuruşluk (yirmi paralık) bir gümüşü de görülmüştü. Fakat san günlerde bu kabinenin yeniden tertip ve tanzimi ameliyesi dolayısıyla bu para teshirden kaldırılmış olduğundan örneği alınmamıştır.

 

Böylece, para reformunda Osmanlı kuruş sistemini uygulamış olan Şahin Giray Han’ın, 4 yıl gibi çok kısa bir süre içinde değişik yazı ve nakışlarla 18 tipte beşlik, altılık altınlar, üçlük, iklbuçukluk, ikilik, birlik kuruşlar, altmışlık otuzluk, yirmilik, onluk ve beşlik gümüşler ve birlik, üçlük, onluk, onbeslik, yirmilik, yirmibeşlik ve otuzluk bakır pullar (mangır) bastırtmış olduğu anlaşılıyor. Altınlarda, Osmanlılarda olduğu gibi, bir dirhem birbuçuk kırat veya 1 dirhem birbuçuk kırat veya 1 dirhem altın bir altın esası aynen uygulanmışsa da, gümüşlerde beş dirhem temiz gümüşü bir kuruş ve bakırlarda 14-15 kırat bakırı bir akça itibari değerde saymak suretiyle maden miktarının aşağı yukarı bir kat artırılmış olduğu görülmektedir.

 

 

KEFE ŞEHRİ PARALARI

 

Kırım hanları paraları arasında bir de Kefe Cenevizlileri tarafından önceleri Altınordu ve sonraları Kırım hanları adlarına bastırılmış akçalar vardır.

 

G. Schlumberger tarafından 1678 de Paris’te ve O. F. Retovskiy tarafından 1901 de Akmescit’te yayımlanmış olan kataloglarda görülen han tamgalarına göre, bu tip akçaların basımı, Altınordu hanı Mehmed Özbek han zamanında (1312-1340) başlamış ve Fatih Sultan Mehmed Han’ın 1475’te bunları Kefe’den kaldırtıp İstanbul’a yerleştirmesiyle son bulmuştur.

 

Kefe şehri akçalarının ağırlık ve çapları, aşağı yukarı o devirdeki Altınordu ve Kırım hanlarının bastırdıkları dankiler (tenki) ve akçalar gibidir.

 

Bu akçaların yüzlerinde, aşağıdaki örnekte görüleceği gibi, arap harfleriyle hanların adları, unvanları ve tamgaları ve terslerinde; hanların hâkimiyeti altında Kefe’de ve diğer yerlerde ticari faaliyette bulunan Cenovalıların idarecileri olan konsoloslarının ad ve soyadları ile şehir adının birer monogramı (yani birer baş harfleri) bulunur. Tarih yoktur.

 

 

ÖRNEK:

yüzü: ortada bir çember içinde: tamga, çevresinde; arap harfleriyle “Essultan’azam Hacı Giray Han”

tersi: ortada, bir çember içinde: tapınak kapısı, sağda: A B (kon­solosun adı ve soyadının baş harfleri), solda C (Caffa’nın-Kefenin baş harfi), altta: haç.

 

 

 

-