Bültenlere Dön

 

 

 

HATEM (MÜHÜRLÜ YÜZÜK) HAKKINDA BİR ARAŞTIRMA

 

 

Buket BAYOĞLU

 

Maden veya sert taşlar üzerine ters olarak kazınan isim, yazı ya da rumuz içeren damgaya mühür denir. İmzadan daha geçerli sayılan mühür, kimi zaman imzayı tasdik için de kullanılmıştır.

 

Mühür ve hatem, ilk olarak Mezopotamya’da ve eski Mısır’da papirüs yaprakları üzerinde kullanılmaya başlanmıştır [1]. İslâmiyet’ten önceki Arap mühürleri hakkında bir bilgi yoktur, fakat İran hükümdarları, elçiler aracılığıyla gönderilen yazıları, mahkeme sicil ve hükümlerini, ikda ve mukataa usulüyle verilen ilk mülk ve arpalıkların senetlerini mühürlüyorlardı. Şeref veren vesikalar için “Hatem lil tablit” adıyla bilinen bir mühür kullanıyorlardı, haraç senetlerinin mührü de ayrıydı.

 

İslamî ilk mühür ise hicretin ilk yıldönümünde, muharrem ayında Hz. Muhamed için gümüşten yapılmış, üzerinde: en üste “Allah”, ortaya “Resul”, alt kısma da “Muhammed” kelimeleri kazınmıştır [2]. Hz. Muhammed bu mühür yüzüğü ilk olarak Bizans hükümdarını İslâmiyet’e çağırmak için yazdığı mektupta kullanmıştır [3].

 

Hadis ve şemail kitaplarında, Hz. Muhammed’in üç mührü olduğu yazılıdır. Bunlardan birinin halka ve kaşı altından, diğerinin halkası gümüşten, kaşı akikten, üçüncü ise gümüştendir. Hz. Muhammed, altın mührünü, sonraları halk arasında da yaygınlaştığından bırakmış, hatta altına karşı nefret duyarak bunu taşıyanlara başını çevirmiştir. Kendisinin, gümüş mühür kullandığı, başka madeni tasvip etmeyip, bakır yüzükten müşriklik (dinsizlik) sezdiği, demir yüzüğü ebedî cehennem azabına mahkûmların alâmeti saydığı rivayet edilmektedir. Fakat kadınlar için altın taşımak yasaklanmamıştır, hatta Hz. Hatice’nin de altın hatemi olduğu bilinmektedir.

 

Yüzüğün hangi el ve parmağa takılacağı hakkında belirli bir kaide yoktur. Hz. Muhammed, mühür yüzüğünü sağ eline takar, apdest sırasında çıkarırdı. Ölümünden sonra elden ele dolaşan bu mühür 30 H yılın­da Hz. Osman’ın Medine’ye iki mil mesafedeki Eriş kuyusuna düşürdüğü mühürdür [4].

 

Bilinen en eski Müslüman mührü, Mısır fatihi Amr-İbn-ül-As’in üzerinde boğa resmi olan mührüdür. Casanova’ya göre dünya koleksiyonları arasında, tarihi bakımdan en eski Arap kurşun mührü, Clermont Gammeau koleksiyonundaki Emevi halifesi Hişam bin Abdülmelik’e (105-125 H) 724-743 ait olan mühürdür. Halil EDHEM, en eski kurşun mührün, ikinci Abbasi halifesi Ebu Cafer Abdullah Mansur’a (136-158 H) 754-775 ait olduğunu bildirmektedir. İbrahim ARTUK ise daha erken bir tarih vermektedir. Söz konusu kurşun mühür, Filistin’e bağlı Yafa Ebu Şusa civarında İngiliz arkeolog M. Mac Alister’in Tel-el Cezire’de bulduğu, Filistin’de kesilmiş 11,5 cm. çapında ve 337 gr. ağırlığındaki mühürdür. Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan (65-86 H) 685-705 zamanına aittir [5].

 

 

Bilindiği gibi mühür, bir malın masuniyetini (dokunulmazlığını) temin için de kullanılırdı. Meselâ halifeler devrinde herhangi bir bölgeye sevk edilen bir mal veya para torbası, ambalajı yapılıp dikkatle bağlanır, bağların düğümü halife adına yapılan bir kurşun mühürle mühürlenirdi.

 

İslâm dünyasında ve bilhassa halifeler devrinde hutbe, hırka, asa, sikke, mühür, hükümdarlık alâmetlerinden sayılır, vezir ve devlet memurları mektubu (name) imzalamak istediklerinde hilâfet makamına hürmeten ayağa kalkarlardı.

 

Irak valisi Ziyad bin Ebih, iki imam ve mühür divanını, İranlılardan sonra İslâm dünyasında da kurmuştur. Mühür divanı, Muaviye zamanından, Abbasî hilâfetinin ortalarına kadar, devletin en büyük resmi dairelerinden biri sayılıyordu [6]. Fakat çok geçmeden, Abbasî hilâfetinin ikinci devresinde, devletin güçleri emirler, vezirler ve sultanların eline geçince mühür dairesi de eski önemini kaybetti.

 

Mühür ve mühürlü yüzüklerde, akik, necef, zümrüt gibi sert ve işlenmesi zor taşlar kullanılmıştır, elmasa ise yer verilmemiştir. Mühür hakkinin ve hakkakların en parlak devri 17. yüzyıldır. 18. yüzyılda bu sanat dalı düşüşe başlamış, 20. yüzyılın başlarında yavaş yavaş kaybolmuştur.

 

Arap mühürlerinin çeşitli şekilleri vardı, en çok görüleni beyzi (oval) ise de dört, altı ve sekiz köşelilere de rastlanır ki Fatimi halifesi El İmam el-Aziz Billah’ın mührü de dört köşelidir. İst. Ark. Müzesi Nümismatik kabinesindedir, 484 (956) envanter numarasına kayıtlıdır.

 

Şekil: 2

 

Mühür geleneği Osmanlı İmparatorluğu’nda da devam etmiş, üç ayrı türde mühür kullanılmıştır:

 

1. Zat mührü.

2. İsme hâvi resmî mühür.

3. Makam mührü.

 

1. Zat mührü: Çoğunlukla okuma-yazma bilmeyenler tarafından kullanılırdı. Sadrazam tarafından vezirlerden birine gönderilen tahrirat veya mektupların altına sadrazamın imzası varsa, onun arkasında mut­lak surette sadrazamın zat mührü de bulunurdu. Eğer vesikanın altında imza yerine mühür varsa ayrıca imzaya gerek kalmazdı. Zat mühürleri, zümrüt, akik, necef, vs. taşlardan, altın, gümüş, pirinç üzerine hakkedilmişlerdir.

 

2. İsme havi resmî mühür: Bunlar da sadaret veya valilik gibi herhangi bir memuriyet dolayısıyla kullanılmış olan büyük kıtadaki mühürlerdir.

 

3. Mühr-ü hümayun (Makam mührü): Padişahların, kendilerinin ve babalarının isimlerine havi tuğralı mühürlerdir. Padişahın biri kendisinde, biri sadrazamda (Vezir-i âzam), biri enderûn-u hümâyun hazinedarında ve biri de harem-i hümâyun dairesindeki usta denilen kadında bulunan dört mührü vardı. Bunlardan, kare şeklinde ve zümrüt hatemi kendisi takar, beyzî (oval) olan altın mühürleri diğer üç vekiline verirdi [7].

 

Topkapı Sarayı Kütüphanesine 47/1 envanter numarasıyla kayıtlı olan, Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) taş üzerine hakkedilmiş yüzük mührü, eldeki ilk örnek olarak karşımıza çıkmakladır. Yuvarlak olan bu mührün ortasında “Sultan Selim Şah” ve etrafında karşılıklı olarak sanatkârane bir şekilde “Tevekkele âlâhâlikî” ibaresi hakkedilmiştir. Bu mühür, hazine-i hümâyunun mühürlenmesi için kullanılmıştır [8].

 

Şekil: 3

 

Bu koleksiyonda padişah mühürlerinden başka şehzade, kadınefendi, ikbal, hazinedar usta, dar-üs saade ağaları, sadrazam, vali, kaptan-ı derya ile birçok kadın ve erkek mühürlerine de rastlanmaktadır.

 

Topkapı Sarayı Müzesi kutsal emanetler bölümünde 21/167 env. numarasına kayıtlı kırmızı akik yüzük taşında, yukarda “Allah” bunun altında “Muhammed” ve “Resul” kelimeleri hakkedilmiştir[9]. Abdüllatif Suphi Pasa’nın malı olup II. Abdülhamid’e verdiği bu müdür, Hz. Muhammed’den ziyade halifeler devrine ait olmalıdır. Nitekim halifeler devrine ait El-Vasık Billah’ın mühründe “Muhammed Resulallah” ve diğer yüzüğünde “El-Vasık Billâh” ibaresi görülür [10].

 

Mühür kazıyanlara hakkâk veya mühürcü denirdi, iyi bir hakkâk aynı zamanda usta bir hattattı. Tanınmış ustalar, kazıdıkları mührün altına çok küçük olarak kendi imzalarını da atarlardı. Topkapı Sarayı koleksiyonunda adına rastlanan bazı hakkâklar şunlardır [11].

 

Şekil: 5

 

İzzi Efendi: 18. yy. başları.

İzzi Efendi: 18. yy. ortaları.

İzzet Efendi: 18. yy. ortalarına yakın.

İzzet Efendi: 18. yy. ikinci yarısından itibaren.

Sai Efendi: 18. yy. başları.

Sai Efendi: 18. yy. ortaları.

Ruhi Efendi: 18. yy. ortaları.

Hakkı Efendi: 18. yy. ortaları.

İlmi Efendi: 18. yy. sonları.

Resmi Efendi: 18. yy. sonları.

Hilmi Efendi: 18. yy. ilk çeyreği.

Veli Efendi: 18. yy. sonu.

Hüsnü Efendi: 18. yy. ortaları.

Mihri Efendi: 1139.

Aziz Efendi: 19. yy. ortaları (mühür tarihi 1266).

Azmi Efendi: 19. yy. ikinci yarıs (1267 H-1299).

Hüsnü Efendi: 19. yy. ortaları.

İzzet Efendi: 19. yy. ikinci yarısı (1286-1293).

Kami Efendi: 19. yy. ikinci yarısı.

Rasim Efendi: 19. yy. ikinci yarısı.

Fettah Efendi: (Sikkegen) 19. yy. ikinci yarısı (1279-1297).

Fenni Efendi: 19. yy. ilk yarısı (vefatı 1832 M. ve 1248 H).

Vefa Efendi: 19. yy. ikinci yarısı (1279-1297).

Resa Efendi: 19. yy. ilk yarısı.

Hüsnü Efendi: 19. yy. sonları ile 20. yy. başları.

Ali Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1133.

Avni Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1114.

Sırrı Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1267-1296.

Sami Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1291-1303.

Seza Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1315.

Yümni Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1255 ve 1266.

Hakkı Efendi: Mühür kazıdığı tarih1276.

Rıfkı Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1289.

Naci Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1279.

Resmi Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1281 ila 1304.

İzzi Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1200 ila 1252 ?.

Kami Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1239.

Yümni Efendi: Mühür kazıdığı tarih 1331.

 

 

 

ŞEKİLLER LİSTESİ:

1.         Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan’ın Filistin’de kesilmiş kurşun mührü.

2.         Fatihi halifesi El Aziz Billah’ın mührü.

3.         Yavuz Sultan Selim’in mührü.

4.         Memluk hükümdarı El Malik el Nasır’ın mührü.

5.         III. Ahmed’in vakıf mührü.

6.         I. Mahmud’un vakıf mührü.

7.         Kırım hanlarından Selim Giray’ın Karasu’da basılmış mührü.

8.         Mehmed Sait Galip Paşa’nın 1229 tarihli mührü.

9.         Mehmed Emin Paşa’nın mührü.

10.       Seyid Ali Paşa’nın resmi mührü.

11.       Keçecizade Fuad Paşa’nın sadâret mührü.

12.       Emine Naciye Sultan’ın mührü.

13.       Servet Seza Başkadın Efendi’nin mührü.

14.       Abdülhamid II’nin mührü.

15.       Bağdat Valisi ve 4. Ordu Müfettişi Nazım Paşa’nın mührü.

 

 

 


  1. İ. H. Uzuncarşılı. T.S.M. Mühürler Seksiyonu Rehberi. İst., 1969. s. 1.

  2. Ahmed bin Yahya el-Belazuri. Fütuh-ül Buldan. Kahire, 1956. c. s. 556.

  3. TSM Kutsal Emanetler arasında, Yalancı Peygamber olan Mesleme tül kezzap’a yazılan mektup.

  4. İbn-ıl Esir, El Kamil fi-tarih. c. 1, s. 168.

    Eb’ul-Fida, Tarih el-muhtasar fi-ahbar ül-beşer. c. 1, s. 168.

    Ebu Cafer Muhammed bin Ceriyer el-taberî. Tarih-el-umem vel-Melük. Kahire, 1939. c. 3, s. 334.

    İbn-i Kesir, El-bidâye ve nihaye. Beyrut, 1974. c. 7, s. 155.

  5. İbrahim Artuk, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan adına kesilen eşsiz bir kurşun mühür. Belleten. c. 18, s. 21-22. TTK. 1952.

  6. Georgi Zeydan. (Mütercimi Zeki Muğamiz) Medeniyet-i İslâmiye Tarihi. İst.,1328. c.1, s.111.

  7. İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı. Ankara, 1954. s. 235-8.

  8. İ. H. Uzunçarşılı, TSM Mühürler Seksiyonu Rehberi. İst., 1959. s. 12.

  9. Aynı eser. s. 1.

  10. Ahmed bin Muhammed bin Abid Rabihi. El Ukd-ül Ferid. Beyrut, 1953. c. 5, s. 351-52.

  11. İ. H. Uzunçarşılı, aynı eser. s. 46-47.

 

 

 

 

Başa Dön