FATİH SULTAN MEHMED HAN ADINA DARP OLAN AKÇELER [1]
M. Bülent COŞKUN
Türk Nümismatik Derneğinin sayın üyeleri ve dinleyiciler.
Sözlerime başlamadan evvel, yeni ve müspet atılımlarını gördüğümüz Genel Sekreterimiz Metin ERÜRETENe bilhassa bu nümismatik konuşmalara ön ayak olduğu için huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum.
Osmanlılarda taht kavgalarının, Beylik Devrinden, İmparatorluğun son dönemine kadar süre geldiği bir gerçektir. Kardeşler arasında sürüp giden kanlı mücadeleler, Bayezid II ve Yavuz Selim gibi nadiren de olsa baba-oğul arasında da vuku bulmuştur. Ancak Murad II ve oğlu Mehmed II arasındaki tahttan feragat olayı değişiklik arzetmektedir. Şöyle ki; Edirnede Saltanat Naibi olarak bırakılan Şehzade Mehmed, babasının Karaman Seferinden dönerken tahtın kendisine bırakıldığını öğrenir. Sultan Murad Oğlumu hal-i hayatımda tahta geçireyim, ta ki gözüm bakarken görem, ne veçhile padişahlık eder? [2] dediğinde 40 yaşında bulunmaktaydı. Mehmed II ise 12 yaşında idi. Karaman Beyi İbrahimin Kral Ladislasa gönderdiği mektupta da; Osmanoğlu deli olup oğlunu tahta geçirdi [3] demektedir.
Bu sefer dönüşü; Sultan Murad, Bursada orduyu terk ederek Manisaya çekilmektedir. Haçlıların saldırısı üzerine Edirneye davet edildiğinde; Saraya değil, İshak Paşanın Konağına inmektedir. Çok üzgün ve kırgındır.
Osmanlı Devletini yöneten kumandan paşaların başında Çandarlı Halil Paşa bulunmaktadır. Yarım asırdan fazla; baba, oğul, amca, kardeş devletin en üst düzeyinde vazife gören Çandarlılar, Anadolu kökenli asil bir aileden gelmektedirler. Devleti en iyi yönetmekten başka hiçbir düşüncesi olmayan koca vezir, bu iyi niyetini sonra hayatı ile ödeyecektir.
Karaman Beyi İbrahimin de kışkırtmasıyla Segedin Barışını bozan Macarlar, büyük bir Haçlı Ordusu kurarak Osmanlı topraklarını işgal edip Varna önlerine geldiklerinde; devletin maruz bulunduğu tehlikeyi görüp harekete geçen Halil Paşa, genç Padişaha baş vurup Düşmana cevab-ı mukavemet imkanı yok, meğer baban Sultan yerine gelmekle mümkün ola [4] demiştir, Mehmed IInin itirazı üzerine de ve bütün Beylerin ittifakı bunun üzerinedir sözü ile de, genç Padişah Manisa yolunu tutmuştur. Lalası Zağanos Paşa ile Manisaya dönerken Bu koca vezir bize ne garip hiyle eyledi demiştir ki, Çandarlı Halil Paşanın akıbeti bu sözde gizlidir. Bazı tarihlerin yazdığı gibi bir ihanet bahis konusu olmamalıdır. Halil Paşanın bilinen şahsiyeti, karakteri ve siyasi hayatı, Bizans ile teşriki mesai gibi bir alçaklığa kesin şekilde engeldir [5].
848 H (1444) tarihinde birinci defa tahta cülus eden Sultan Mehmed IInin ilk icraatı, adına bastırdığı akçelerin ağırlığını 1,15 gramdan, 1 grama indirmek olmuştur. Bu hususta Sayın Başkanımız Cüneyt ÖLÇER, Tarih-Toplum Dergisinin Mayıs 1984 tarihli sayısında söyle demektedir: 13 yaşındaki Mehmed IInin tahta geçer geçmez akçelerin ağırlıklarını %10 azaltmasının kendi fikri olduğuna inanmak güç görünmektedir. Bunu, Sultanlığına karşı olan devlet büyüklerinin, muhtemelen Vezir-i azam Çandarlı Halil Paşanın bir taktiği olarak değerlendirmek daha gerçekçi bir düşünce tarzı olmalıdır. Nitekim bu olay askerler arasında hoşnutsuzluk doğurmuş, bir takım iç kargaşalıkların çıkmasına sebep olmuştu. O günlerde Edirnede çarşı içinde büyük bir yangın çıkmış, çarşı ile bedesten tamamen yanmıştı. Ayrıca ülkenin asayişine memur olan Hadım Şahap Paşanın Konağı basılmış ve Paşa güçlükle kaçarak Padişah Sarayına sığınmıştı, isyan eden ulufeli askerler ki, Candarlı Halil Paşaya bağlı idiler, (Yeniçeri Ağası Kurtçu Doğan, Halil Paşanın adamı idi), Buçuktepe denilen yerde toplanarak ulufelerine zam yapılmasını istemişlerdi. Bunun üzerine, o güne kadar 3 akçe olan gündelikleri, 3.5 akçeye çıkartılarak hadise önlenebilmişti.
Bizim burada konumuz Candarlı Halil Paşa olmamakla beraber, akçe gramajının azaltılması ile de methaldar gözüken bu talihsiz vezirin kendine aşırı güvenmekten başka bir kusuru olmamak lazım gelir. Devlet yönetenlerin, bazı hallerde Hükümet Yönetenleri feda etmeleri tarihte bilinen olaylardandır. 13 yaşında bir Padişahın akçelerin gramajını azaltması kendi fikri olamaz gibi görünüyorsa da, Mehmed II saltanatı boyunca her darp sırasında akçelerin ağırlığını %10 miktarında azaltmıştır. Hatta Çandarlıyı idam ettirdikten sonra da, bastırılan akçelerde bu usul devam edegelmiştir. Şu halde, ya bu fikir Çandarlının değildir veya bu sistemi Çandarlı, Padişah müşkül vaziyette kalsın diye öne sürmemiştir. Ne yapsın ki, bir devşirme olan Zağanos Paşanın başını çektiği rakip zümre, Çandarlıya muhaliftiler. Sultan Muradın tek şehzadesi olan Mehmede muhalif olmak, Çandarlıya bir menfaat sağlayamazdı. Engin tecrübesi, Mehmedin er geç padişah olacağını biliyordu. Ne yapsın ki, Osmanoğlu kadar şöhrete sahipti ve onlar gibi sadrazamlığı babadan oğula geçiyordu. Bu durum tek otorite olmak ve devleti tek elden yönetmek isteyen Mehmet IInin bahaneler bulmasını ve bu sülaleden kurtulmasını düşündürüyordu ve de öyle oldu. Fazla nüfuzlu ve kudretli olmak Padişahların gazabına mucip oluyordu. Kanuni de İbrahim Paşayı bu yüzden katletmişti.
Buçuktepe ayaklanmasında, yeniçerilere; evvelce 5,3/4 kıratlık akçelerden 3er adet yani günde 17.250 kırat gümüş ödeme yapılırken bu kez 17.375 kırat gümüş ödenerek satın alma güçlerinin aynen korunması, dikkatle izlenilmesi gereken ekonomik bir vakıadır [6].
Mehmed II, kati olarak babasının 855 H (1451) tarihinde yerine geçtiğinde, usule göre babasının akçelerini tedavülden kaldırdı... Eski akçelerin 10 adedinden 12 akçe basarak hazinenin istifadesini temin etmekteydi. Böylece her on senede bir tekrar edilen bu usul sayesinde hazinenin beher defasında 800.000 sultani duka kadar bir menfaat temin ettiği tahmin ediliyor [7]. Bu tahminden de, o devirde bir defasında kaç adet akçe basıldığı ortalama olarak saptanabilir.
Birinci Cülusunda 848 H (1444) tarihli akçelerin; Amasya, Ayasluk, Bursa, Edirne ve Serezde basıldığını görüyoruz. Nuri PEREnin 1968 basımlı Osmanlılarda Madeni Paralar isimli kitabında bu akçelerden Amasya baskılısını bulamadık denmektedir.
Babasının ölümü üzerine Sultan Mehmed IInin tahta kati çıkışında, artık şayanı hayret bir titizlikle tatbik ettiği her on yılda bir bastırdığı akçe serisinin ilk yılı olan 855 H (1451) tarihinde yine aynı yerlerde akçe darp ettirdiğini görüyoruz.
865 H (1460) tarihli akçelerde ise yeni darp yerleri olarak Novar, Konstantaniyye ve de Kastomoninin ilave edildiğini görüyoruz. Yıldırım Beyaziddan sonra son ve kati olarak Fatih Sultan Mehmed tarafından zapt olunan bu şehir İsfendiyar Oğullarının kadim başkenti idi. Şehrin Osmanlı ülkesine katılması şerefine darp olunan bu akçe ilk defa olarak sayın Başkan Cüneyd ÖLÇER tarafından 3 nolu Bültende yayınlanmıştır. Bu arada Kastamoni akçesiyle çağrışım yaparak şunu belirtmek istiyorum. Sırasında bir kentin, hatta ufak bir kasabanın işgalini bile para bastırarak kutlayan Osmanlı ananesi yanında, Konstantaniyyenin 857 H (1453) yılında feth olunması onuruna ayrı bir para basılmamasının sebebini açıklamak kabil değildir [8]. Bu duruma mazeret olarak her on yılda akçe darbetmek gibi bir prensibi olan Fatihin, fetih yılında para darbına rastlanmadığını söylüyoruz. Fakat Bizansın devamı gibi olan Pontusun başkenti olan Trabzon işgal olunduğu zaman sene 865 H (1460) idi ve bu çok önemli olayı bir akçe ile süslemeliydi. Trabzon akçesini sanki hatayı düzeltircesine Fatihin oğlu Bayezid II bastırmıştır.
875 H (1470) tarihinde kanaatimce en iyi dizayn edilmiş akçeleri görüyoruz. Amasya, Ayasluk, Bursa, Edirne, Konstantaniyye, Novar, Serez ile Karamanoğoullarının tarih sahnesinden silindiğini belgeleyen Konya akçeleri darb edilmiştir.
875 H (1470) senesinde Osmanlı para tarihi ile ilgili çok önemli başka bir olay daha vuku buldu. İlk defa olarak Konstantaniyye ve Novarda on akçelik gümüş paralar darp edildi. 2 dirhem 12 kırat ağırlığındaki bu paraların bir yüzünde; Mehmed bin Murad Han Hullide Saltanata duri be fi Konstantaniyye (Novar) sene 875 yazarken, öbür yüzünde de 19. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı madeni paralarında yer alacak ve Osmanlı Padişahlarının kullanmakla gurur duydukları Sultan ül Berreyn ve Hakan ül Bahreyn Sultan bin Sultan ibaresi ilk olarak yer alıyordu.
885 H (1480) senesinde ise; Amasya, Edirne, Konstantaniyye, Serez akçelerine bu kere Üskübün katıldığını görüyoruz. Bu senenin akçelerinde, Nuri PEREnin yukarıda anılan kitabında ise Amasya darbı yerine Bursa darbından bahsedilmektedir.
Sayın Cüneyt ÖLÇER, 885 H (1480) yılında Bursa darbından bahsetmemektedir. 886 H (1481) yılında da Bursa baskısına sadece Nuri PERE, Osmanlılarda Madeni Paralar, 1968, kitabında no 89 notu olarak değinmektedir. Bu sebeple her iki yayında da resimleri bulunmayan Bursa akçelerini kaydı ihtiyatla zikretmek icap edecektir.
886 H (1481) yılında basılan akçeler ise, on yıllık aralarla darb usulüne aykırı düşmektedir. Ayrıca, her on yılda ayrı kalıplarla basılan akçelerin bu defa 885 H (1480) deki kalıpla darpedildiğini görüyoruz. Bu akçeler sırasıyla, Bursa, Edirne, Konstantaniyye, Novar, Üsküb olmakla beraber, Sayın Cevriye ve İbrahim ARTUKların, İstanbul 1974 basımlı İstanbul Arkeoloji Müzeleri Teşhirdeki İslami Sikkeler Kataloğu isimli kitabının II. cildinin 479. sayfasında 1464 noda kayıtlı 886 H (1481) tarihli Tire darp yerli akçeden de bahsedilmektedir.
Osmanoğulları Beyliğine, nice badirelerden sonra, devirler kapayıp devirler açan koca Fatih bir İmparator olarak 886 H (1481) yılında hayata gözlerini kapadı. Bizlere de bastığı akçeler üzerinde yeni tarihi bulgular arama zevki ve ödevi kalmaktadır.


Rahmetli Bülent COŞKUNun Akçelerle İlgili Bir Çalışması


Türk Nümismatik Derneği Yönetim Kurulu üyesi merhum Bülent COŞKUN Beyin 31 Ocak 1987 günü Dernek Merkezinde verdiği konferans metnini yayınlamamız için, değerli arşivini bize açarak bu metni veren eski Yönetim Kurulu üyelerimizden nümismat Bora ETKERe teşekkürü bir borç biliriz.
Y. Öztuna. Türkiye Tarihi. c. 3, s. 171.
a.g.e.
Yıllar Boyu Tarih, Sayı 5, Mayıs 1980.
a.g.e.
C. Ölçer. Tarih Toplum. Mayıs 1984.
N. Belin. Türkiye İktisadi Tarihi. 1931.
C. Ölçer. Tarih Toplum. Mayıs 1984.